Haziran ayına girdik. Yani 20-21 Haziran'da TOBB ETÜ'de düzenlenecek olan 2. Özgür Yazılım Konferansı'na da geri sayım başladı.
Ajandalara not almayı unutmayın.
Tags: Özgür Yazılım LKD , Comments: 0 ( Add your comment )
Haziran ayına girdik. Yani 20-21 Haziran'da TOBB ETÜ'de düzenlenecek olan 2. Özgür Yazılım Konferansı'na da geri sayım başladı.
Ajandalara not almayı unutmayın.
Dün akşam saat 7′de başladığımız ve gece 4′e kadar süren (evet 9 saat ediyor) LKD Yönetim Kurulu toplantısında Dernek’in bugünü, yakın zamandaki etkinlikler (Tren’den tutun neler neler var) ve orta vadeli planları (Şenlik ve Konferans’ın ayrılması, belki uluslar arası iş birlikleri) derken bir çok şey konuşuldu.
Toplantı sırasında ortaklaşılan bir çok karardan birisi de benim Yönetim Kurulu’ndan ayrılmam ve bunun doğal sonucu olarak yerimi yedek listeden “taze” birilerinin alması da oldu. Geçtiğimiz günlerde de Onur Tolga ayrılmıştı; böylece iki yedek üye devreye girmiş oluyor. Ben zaten koltuk ve sıfat meraklısı olmadığımı için ayrılmakta herhangi bir güçlük çekmiyorum. Zaten LKD Yönetim Kurulu’ndaki herhangi birisinin de gerekli gördüğünde sıfatından sıyrılmakta zorluk çekeceğini sanmam.
Peki şimdi ne olacak?
Tabii şimdi kimin göreve geleceğini de merak edenler olabilir; yanılmıyorsam yedeklerin listesi Koray Löker, Abdullah Anar (sanırım hala yurt dışında), Çağlar Ülküderner,… diye gidiyor. Hepsi de camianın zaten tanıdığı, güvenilir, çalışkan isimler. Belki daha önceden LKD Yönetim Kurulu içinde fiili bir görev almışlıkları yoktur ama en kısa sürede adapte olacaklarından eminim.
Ben de tabii ki Dernek’ten kopmuyorum. LKD içinde üye sıfatı ile -ki zaten yeterince büyük bir sıfat- yine etkinliklerde yer alacağım. Seminerlerimi yine veriyorum; üniversiteleri yine geziyorum; siz hiç dert etmeyin.
8-10 Haziran günlerinde EMO Diyarbakır Şubesi‘nin düzenlediği Elektrik Elektronik Haberleşme Bilgisayar Mühendisliği Günleri‘nde konuşmacı olarak yer almak için Diyarbakır’a gittim. Aslında seyahatim 6 Haziran günü başladı bile denebilir, çünkü şirketteki birikmiş bir sürü evrak işini yetiştirmek için 6-7 Haziran günlerinde neredeyse durmaksızın dışarıda koşturdum. Berbere gitmek, bavul hazırlamak ve 7’si akşam üzeri 16.20′de kalkan uçağa yetişmek için koşturmacayı da hesaba katınca az buz bir iş olmuyor. Sağolsunlar babam ve ağabeyim koşturmacanın bir bölümünü üzerimden aldılar da rahatlayabildim.
Diyarbakır’a giderken Ankara’da hava sıcaklığı 26 dereceydi, indiğimizde ise 34 dereceydi. Akşam 6 sularında 34 derece sıcaklık olması kendi başına bir uyarı sinyali tabi. Bizi hem Diyarbakır Şube hem de TEİAŞ’dan iki ayrı ekip birden karşıladı. EMO Ankara Şube Yönetim Kurulu’nda Yazman Üye olan İbrahim Saral TEİAŞ’da. Kendi ekiplerinden birisi Diyarbakır’daki bir kontrol bilgisayarı ile sorun yaşayınca o problemi gidermek de kendisine düşerek, Diyarbakır’a görevli gitmiş oldu. Etkinliğe ise mesai sonrası kısmen katılabildi. Bu arada hava alanı öncesi kendisini zaten işyerinden aldığımız halde, Diyarbakır’a iner inmez hiç geciktirmeden arıza yerine gitmek isteyince açıkçası duygulandım. Umarım ben de bu şevki yıllar boyu taşıyabilirim. İbrahim ayrıldıktan sonra tüm EMO kafilesi ile birlikte otellere giden servisimize bindim. Ankara Şube’den benim ve İbrahim ağabeyin dışından EMO Onursal Başkanı Ahmet Altay Varol ve eşi de gelmişlerdi. EMO (genelde teknik bir yanlışla Merkez diyoruz) ise Yönetim Kurulu‘ndan Kemal Ulusaler, Cengiz Göltaş gibi demirbaşlara ek olarak personeli ile birlikte çok daha kalabalık bir grup olarak geldi. Takip eden günlerde EMO kafilesine bir çok kişi daha eklendi.
Gerçi EMO çok kalabalık gelmişti ama arada fotoğraf makinesi getirmek unutulmuş. Kalabalık olunca herkes başkasının alacağını düşünmüş herhalde. Ben de kendim oturumlar sırasında normalden daha fazla fotoğraf çekerek eksiği kapatacağıma söz verdim. Şu anda EMO web sitesindeki haberdeki resim de benim çektiklerimden birisi.
Otellere yerleştikten sonra EMO Diyarbakır Şubesi’ne uğrayıp ardından servis aracı ile kısa bir şehir turu atma şansı yakaladık. Bu tur aslında çevredeki bir kaç ana cadde ve yeni yapılan iki adet parktan oluşuyordu. Parklardan birisi Gılgamış Destanı‘nı sembolize eden bir heykel ile bayağı ün yapacağa benziyor. Diğerinde ise oldukça güzel bulduğum aydınlatma sistemi EMO Diyarbakır Şube tarafından projelendirilmiş. Meslek odası ve belediye arasında bu tür bir sinerjinin yakalanması, herhalde tüm Türkiye için örnek olacaktır.
Etkinlikten bir gün öncesinin akşam yemeğinde çeşitli EMO şubelerinden gelen yöneticiler bir araya gelme fırsatı yakaladı. Bu arada bir çok üniversiteden hocalarımız da yemeğe katıldılar. EMO Diyarbakır Şubesi’nin Başkan Yardımcısı’nın aynı zamanda Dicle Üniversitesi Mühendislik Mimarlık Fakültesi’nde Dekan Yardımcısı olarak görev yaptığını öğrenme fırsatım oldu. EMO içinde genelde bireyler isimleri ile çağrılır, sadece Şube Başkanı görevini yürütenlere “başkanım” denir. Sıfatlardan soyunma alışkanlığı bir çok kişinin aslında nerede çalıştığını, neler yaptığını unutmamıza da yol açabiliyor. Oldukça geç saatlere kadar süren muhabbet sırasında, ilginç bir şey de oldu. Tam mobil teknolojilerin geleceği tartışılırken, arada “Diyarbakır’ın rakımı kaç” denince cep telefonundan Google‘a bağlanarak sonucu Diyarbakır Valiliği web sitesinden aldık. Bu da mobil teknolojilerin nereye gittiğini göstermiş oldu.
Ertesi sabah otelden çıkıp, etkinliğin yapılacağı, 5 dakika mesafedeki Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi‘ne gitmek isteyince bir sürpriz ile karşılaştık. Kaldırımlar yeniden yapıldığı için kendimizi kum ve çakıl yığınları, kepçeler olan minik bir şantiyenin içinde bulduk. Açıkçası Diyarbakır’da inanılmaz bir inşaat falliyeti sürüyor. Şehrin yer yerinde sürekli olarak çok katlı bina inşaatları var. Ankara ve İstanbul’da son yıllarda görmeye alıştığımız büyük konut projelerinin aynıları Diyarbakır’ı da sarmış. Umarım bu projeler aynı zamanda şehir plancılığını da göz ardı etmiyordur. Daha sonra sorduğumuzda “Diyarbakır dikine büyüyen bir şehir, hala herhangi bir yere 20 dakika içinde yürüyebilirsiniz” yanıtını aldık.
Etkinliğin açılışında EMO Diyarbakır Şubesi, Dicle Üniversitesi, Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası‘nın temsilinden sonra EMO ve TMMOB adına konuşmalar da yapıldı. Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı ise politikacılardan beklenenin aksine oldukça kısa bir konuşma yaptı. Sanırım en uzun ve en kapsamlı konuşmayı EMO Başkanı Kemal Ulusaler yaptı. Daha sonra EMO Diyarbakır Şubesi’nin bölgedeki mühendislerin mesleki tatmini üzerine bir çalışması sunuldu. Çalışmadan on-on beş net sonuç çıkmış, benim aklımda kalanlar ise şunlar. Diyarbakır ve çevre illerinde çaışan mühendislerin ciddi bir bölümü çevredeki üniversitelerden mezun. Yani bölge üniversiteleri, bölgenin iş gücü gereksinimini karşılamakta başarılı. Bu mühendisler kolayca iş buluyor ancak çok yüksek ücretler alamıyorlar. Hemen hepsi EMO üyesi, EMO faaliyetlerinden memnun ve yaklaşık üçte biri de EMO faaliyetlerine bizzat katılıyor. Zaten etkinliğe yaklaşık 450 kayıtlı katılımcının katılması da bunu ispatladı.
Açılıştan sonraki öğlen arasında EMO’nun bir çok şubesinin de etkinliğe katılım sağladığını gördüm. O sırada bizzat karşılaşıp yöneticileri kısa bir sohbet ettiğim şubeler umarım eksik olmaz ama İstanbul, Kocaeli, Samsun, Bursa Şubeler oldu. Bunun dışında İzmir ve Adana Şubeler’den de yöneticilerin var olduğunu biliyorum. Ayrıca Diyarbakır Şube’ye bağlı il temsilciliklerinden özellikle Mardin, Malatya ve Van’dan katılımın kalabalık olduğunu gözlemledim. Arada takip edemediklerim varsa özürler.
Öğleden sonra ilk olarak haberleşme konulu oturumda Türk Telekom, Turkcell ve Vodafone IT Hizmetleri‘nden üst düzey yöneticiler, şirketlerinin faaliyetleri üzerine odaklanarak sunumlar yaptılar. Bu sunumların arkasından Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi‘nden sevgili Nurcan Hoca, “teknolojiyi sunmak iyi ancak içeriğin sadece eğlence odaklı olması üzücü” saptamasını yaptı. Bence bu oturumun en önemli saptaması idi. Seyirci soruları ise doğal olarak tarifeler üzerine geldi. Özellikle Türk Telekom’un bu yıl başında yaptığı tarife modeli değişiklikleri çok çeşitli eleştiriler aldı. Türk Telekom yetkilisi, “ABD gibi dakika ücretinin düşük olduğu ülkelerde sabit ücret yüksek” diyerek bir savunma yaptı ama katılımcılar bu savunmadan pek tatmin olmadılar. Türk Telekom’un yaklaşık 40 bin çalışanı ile karasal sistemi ayakta tutması ile Turkcell ve Vodafone gibi cep telefonu işletmecilerinin kablosuz sistemi ayakta tutması arasında çok büyük farklar olduğu da anlatılmak istendi. Evet gerçekten de her eve uzanan bakır tellerin bakımını yapmak devasa bir maliyet. Ancak katılımcıların bunu da çok iyi değerlendirdiğini sanmıyorum. Bununla birlikte, Türk Telekom’un açıkladığı karları görünce, “bu karlar edilebiliyorsa, yeni tarifelerden ciddi kar edildiği ortada” dememek de mümkün değil.
Haberleşme oturumu sonrasında daha çok otomasyon odaklı bir elektronik oturumu yapıldı. Burada da Schneider ve EEC firmalarından iki mühendis, otomasyon sistemlerindeki yeni yaklaşımları aktardı. Bu iki sunum da aslında oldukça teknik sunumlardı. EMO adına sunum yapacak olan Mahir Ulutaş ise bu oturuma katılamadı. Aslında Diyarbakır’a da gelemedi. Kendisine ne olduğunu hep beraber merak ettik. Ancak oturum sonlarına doğru gelen sorularla birlikte çok güzel bir konuya erişildi: Türkiye’deki elektronik sanayinin ihracat ve ar-ge gibi konulardaki başarısı. Oturum başkanı olan Tarık Uzunkaya (ki kendisi EMO İstanbul Şubesi’ninde de çeşitli görevler üstlenmiştir), çok güzel anektodlar ile birlikte çok ciddi bilgiler de verdi. Seyirciler arasında bulunan Ahmet Altay Varol da bir kaç kez güzel yorumlarda bulundu. Aslında Mahir’in katılmamış olması bu konuya daha çok zaman ayrılabilmesini de sağlamış oldu diyebiliriz.
İlk günün sonunda Diyarbakır Şube bizi Dicle Üniversitesi’nin sosyal tesislerinde yemeğe götürdü. Diyarbakır mimarisinin sabit öğelerinden birisi olan bir havuzun bulunması burada da es geçilmemişti. Tesislerde üniversite öğrencileri müzik yapıyordu ama ilerleyen saatlerde Belediye’nin bir orkestrası sahneyi devraldı ve bize ancak sıra gecelerinde dinleyebileceğimiz mükemmel bir türkü şöleni sundu. Gece on bir sularına kadar süren yemek sırasında bir çok katılımcı ile özellikle bilişim ve haberleşme sektörleri ve uygulamaları konusunda bilgi alış verişinde bulunma şansım oldu. Elbette ki Linux da konuşuldu. Fotoğraf makinemi otelde unuttuğum için ne yazık ki bu kısımla ilgili fazla görsel materyalim yok.
Cuma gecesi geç saatlere kadar otel odamda diz üstü bilgisayarımla çalıştığım halde sabah erkenden uyanıverdim. Üstelik uyandığımda son derece dinçtim. Temiz hava ve sessiz ortamın uyku verimine etkisi tartışılmaz.
İkinci gün sabah saatlerinde elektrik oturumunda gündemi iki konu meşgul etti. İlki nükleer santrallerdi. Oturumda hem özel sektör ve kamu hem de sivil toplum temsilcileri vardı ve herkes nükleer enerjinin ülkemiz için uygun olmadığı yönünde görüş birliğindeydi. Sanırım 200′ü aşan izleyiciler de dahil herkes rüzgar enerjisi ve hidroelektrik potansiyelin kullanımı taraftarıydı. Ancak sonra ikinci konu olan Ilısu Barajı ve Hasankeyf gündeme gelince, bence “film koptu”. Çevreci gruplar ile Ilısu Barajı projesini neredeyse 10 yıldır yöneten Yunus Bayraktar arasında çok sert tartışmalar yaşandı. Bu tartışmalar elbette ne ilk ne sondur. Daha önceki bir tartışmalarını merak edenler buraya bakabilirler. Ancak olan şu ki, Hasankeyf konusu 12′de bitecek olan oturumun öğleden sonra 2′ye kadar uzamasına da neden oldu. Ancak öğle yemeği saatinin geçmesine rağmen kimse yerinden kıpırdamadı. Oturum sonrasında da fuayede de tartışmalar devam etti.
Öğleden sonra, hatırı sayılır bir gecikme ile başlayan bilişim oturumunda ben de LKD adına Özgür Yazılım konusunda konuşacaktım. Bilgi güvenliğinden İnternet’in sosyal boyutuna kadar değişik konuladaki sunumlar bittikten sonra en son sırada ben söz aldım. Özgür yazılımın ne olduğunu ve neden gerekli olduğunu anlatacağımı belirttim. Daha sonra her türlü tekelin insanlığın zararına olduğunu, tekel kurabilenlerin ise tekellerini korumak için yasalara müdahale etmeye kadar giden yollar arayacaklarını anlattım. Buradan hareketle özgür yazılımın “bilgi üzerine tekellere karşı” duruşunu, özgür yazılımın yerel iş modellerini desteklediğini, işletmelerin kendi yol haritalarını çizmelerine katkısını anlattım. Bir çok soru aldım. Bazıları beklediğim sorulardı. Elbette klasikleşen “Linux’da neden virüs yok” sorusu da geldi. Oturuma katılan 100′e yakın kişi özgür yazılım konusunda ciddi olarak motive olmuşlardı. EMO Diyarbakır Şube’nin ilerleyen günlerde LKD ile ortak başka çalışmalar da yapacağını düşünüyorum.
Oturum sonrası çevremi çok sayıda Linux kullanıcısı da sardı. İki ayrı LKD üyesi “sanırım LKD’nin Diyarbakır’daki tek üyesiyim” diyerek yanıma geldi. Ben de tanışmalarını sağladım. LKD adına Diyarbakır’da etkinlikler düzenlenmesi durumunda ellerinden gelen lojistik desteği sağlayacaklarını belirttiler. Sağ olsunlar. Diyarbakır Şube’deki EMO-Gençler de Linux ve özgür yazılımları daha aktif biçimde kullanmak istediklerini söylediler. Şimdi akademik dönemin bittiğini ama Eylül ayı ile başlayan dönemde bir çok etkinlik yapılabileceğini aktardım. Ayrıca EMO Ankara Şube’de Ağustos ayında kutlayacağımız Linux’un 16. yaş gününe katılmalarını da önerdim. Ya aylarında staj, yaz okulu gibi koşturmacalar arasında ne kadar uygulanabilir bilemiyorum ama fikri ortaya atmakta sakınca yok.
İşte bu arada salonda benim arandığımı söylediler ve geç de olsa takip eden oturuma girdim. Bu oturum “Bilgi Temelli Kalkınma Modelleri ve Diyarbakır’a Uygulanabilirliği” başlığını taşıyordu. Girdiğim sırada Orta Amerika Bilimsel Araştırma ve Eğitim Merkezi‘nden Dr. Fuat Alican eline mikrofonu almış, seyircilerin arasına inmiş ve kendisinin yaptığı bir SWOT analizi üzerinden Diyarbakır’ın Orta Doğu ülkelerine yazılım ve yazılım merkezli hizmet pazarlayan bir merkeze dönüşmesi olanağını konuşuyordu. Arada yerel ekonomiler, katma değer gibi konulardan bahsederken benim saptamalarıma gönderme yapmış. Ardından YTÜ Teknoparkı‘nın Genel Müdürü olan Ufuk Batum da kendisinin CHP adına Hindistan’a gittiği dönemde edindiği deneyimleri aktardı. Hindistan’da bürokrasi, üniversiteler, sanayi, sivil toplum, basın gibi bileşenlerin koordineli biçimde ve tek bir hedefe doğru yola çıktıklarını, şu anda yılda 30 milyar dolara varan bilişim odaklı ihracatın da 1970′lerden beri izlenen bir politikanın sonucu olduğunu anlattı. Ayrıca bilişimde tren kaçırma analojisini beğenmediğini, daha çok arka arkaya kalkan metro trenlerinin var olduğunu söyledi. Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Kutbettin Arzu da konuşmasında Diyarbakır’ın son 10-20 yıl içinde ciddi yol kat ettiğini, ancak şehrin göç alması nedeni ile yüzbinlerce kişinin istihdamının gerekli olduğunu vurguladı. 7-14 yaş arasında 375 bin çocuğun şu anda Diyarbakır’daki okullarda öğrenci olduğunu, 7 yıl sonra bu çocukların 14-21 yaş arasında olacaklarını ve çoğunun lise yada üniversiteye gitmeyeceğini anlattı. Bu hacimdeki genç bir nüfusun istihdamının gerekli olduğunu, aksi takdirde ciddi sosyal bunalımın kapıda olduğunu aktardı. Bilişim teknolojilerinin, yada daha genel olarak diğer sanayilerde de bilgi temelli, katma değer üreten iş modellerinin bu noktada öneminin farkında olduklarını söyledi.
Panel sonrası ben Dr. Fuat Alican ve Ufuk Batum ile resmen tanıştım. İkisinin de çeşitli yayınlarını ve kitaplarını daha önce okumuş ve çalışmıştım. Yayınları konusundaki yorumlarımı dinleyince ikisi de çok memnun oldular. Her ne kadar bakanlıklar, hükümetler gibi üst düzey yapılara seslerini fazla duyuramamış olsalar da çalışmalarını takip eden ve yararlanan insanların varlığı ikisini de memnun etti. Yurt içi ve yurt dışı projelerde ortak çalışmak için sözleştik. Önce Fuat Alican ve sonra Ufuk Batum ile olan muhabbetimiz, DSİ sosyal tesislerindeki yemekte ve gece geç saatlere kadar otel lobisinde de sürdü. Teknokentlerden özgür yazılıma, bilişim STK’larından AB 7. Çerçeve Programı’na kadar o kadar çok konuda fikir alışverişi yaptık ki sayamıyorum. İlerleyen aylarda bir çok etkinlikte birlikte çalışmayı umduğumu söylesem yeridir.
Etkinliğin son günü aslında sosyal programdı. Ancak dönüş yapanların bazıları akşam üzeri erken saatlerde dönecekleri için sosyal program oldukça hızlı biçimde yapıldı. Tarihi yerler inanılmaz bir hızla gezildi. En az 3-4 saat fotoğraf çekmek istediğim yerlerde en çok yarımşar saat durabildik. Binlerce yıllık binalarda çektiğim resimlerin sayısı da bu nedenle az oldu. Tabii ben bu tür tarihi yerlere geldiğimde, kirişleri, sütunları, duvar süslemelerini, kemerleri en ince detayda incelemek istiyorum.
Tabii sosyal program aynı zamanda rahat rahat iş konuşmaya da ortam sağladı. EMO’dan Cengiz Göltaş ve Cem Kükey, ayrı ayrı Ankara Şube‘nin Özgür Yazılım alanındaki çalışmalarını takip ettiklerini belirttiler. Bir sonraki şubeler arası koordinasyon toplantısı sırasında Ankara Şube’nin diğer Şubeleri de bu konuda motive etmesi gerektiğini vurguladılar. Ben de bu tür motivasyona aslında gerek olmadığını. İstanbul Şube, Bursa Şube, Samsun Şube, Dyarbakır Şube, Adana Şube’nin zaten özgür yazılım faaliyetlerinin bulunduğunu, diğer şubelerde de benim bilmediğim faaliyetleri tahmin ettiğimi söyledim. Gerçekten de EMO şu anda tüm örgüt olarak Linux ve özgür yazılıma odaklanmış durumda. Bu odak, önümüzdeki bir kaç yıl içinde çok ciddi bir çıktı üretecektir.
Dönüş yolculuğunda yorgunluktan olacak uyudum. Akşam 18.20 uçağına 36 derece sıcaklıkta binip, bir buçuk saat sonra Ankara’da yağmurlu hava ve 13 derece sıcaklığa inince ise elbette şok oldum. Ankara yazdan çıkmış, bahara geri dönüş yapmıştı.
Çektiğim fotoğrafları henüz web sayfasına konacak yada eposta ile atılacak şekilde küçültmeye zaman ayıramadım. Önümüzdeki bir iki gün içinde onları da koyacağımı düşünüyorum. Artık o da farklı bir blog girdisi olur.
Bir süredir bu konuda yaz(a)mayışım, konuyu tamamen unuttuğum anlamına gelmez değil mi?.
Sadece zaman bulamadığım için yazamıyordum. Serinin son yazısını da yazarak LKD’yi irdelemeyi bitireceğim. LKD’yi 3 faaliyet alanı içinde incelediğimizi hatırlayacaksınız. Bunların sonuncusu şu:
Öncelikle burada “her türlü araştırma ve çalışmalara destek vermek” ile neyi kast ettiğimi açıklamaya çalışayım, sonra buradan hareketle LKD ne yapabilir, ne gibi fırsatlara sahiptir bunları tartışalım.
Benim anladığım şudur ki, buradaki çalışmalar ve araştırmalar doğrudan özgür yazılım üretmeye yönelik çalışmalar değil. Daha çok özgür yazılımların üretilmesi, kullanılması ve yaygınlaşması sürecini inceleyen çalışmalar. Örneğin benim sürekli olarak merak ettiğim bir şey var. Bir kamu ihalesi şartnamesi içinde “ben bu ihale için geliştirilecek yazılım özgür yazılım olacak” dese olur mu? Neden olmasın? Bal gibi de olur. Peki sizce şu iki tür yazılım aynı mıdır?
İkincisinin süreci bildiğimiz özgür yazılım süreci değil mi? Peki bir kamu ihalesinde istenen türde bir yazılımın özgür yazılım geliştirme sürecinde (en basit anlamda coğrafi olarak dağıtık ekipler ile) geliştirilmesinin kamu ihalesinin maliyeti yada çeşitli nitelik metrikleri (İng. quality metrics) açısından avantaları nasıl olur? Bunları anında söyleyebiliyor muyuz? Yoksa özgür yazılımların lisans bedellerinin olmayışı gibi düz bir yanıta mı sığınacağız?
Bu sorunun yanıtını verebilmek için ciddi bir araştırma projesi yapılması gerekiyor değil mi? Sadece bir iki uzmana sormak da doğru olmayacak, belki geniş katılımlı (ve belki de uluslar arası) anket çalışmaları, olay öykülerinin incelenmesi, küçük kavram ispatlarının hayata geçirilmesi gibi çalışmalar olmalı. Ayrıca bu çalışmalar sonucunda elde edilen sonuçların akademik süreç içinde sınanması ve süzülmesi de gerekli. Bu da akademik yayınlar ile (konferans bildirileri, dergilerde makaleler, vs) olur. Bu yayınlar elbette eleştiri alacaktır ve bu eleştiriler de çalışmanın daha somut daha elle tutulur sonuçlar üretmesine olanak verecektir.
İşte kastettiğim “araştırma” bu tür bir şey.
LKD de bu tür projelere destek olmayı en baştan hedeflemiş. Ancak gördüğüm kadarı ile bu konuda çok yol kat etmiş değiliz. Bunun nedeni de basit aslında. Bahsettiğim tür çalışmalar, genelde oldukça biçimsel yollar ile destekleniyor. Siz bu çalışmanın kenarından bile tutmak isteseniz hatırı sayılır bir evrak yığını ile muhatap oluyorsunuz.
LKD’nin bu tür projelere destek vermesi, bu projelerin içinde yer alması, kimilerimizin kısaca “kurumsallaşma” dediği, kimilerimizin ise sadede “Derneğin düzgün bir yeri olsun, sabit büro personeli olsun, telefon açıldığında birisi yanıt versin, kapısı çalındığında açılsın.” dileği ile ifade ettiği gelişmelerin paralelinde yürüyecektir.
Yoksa ne bu gelişmeleri sırf bu projelere dahil olmak için hayata geçirmek sağlıklı olur ne de bu projeleri kurumsallaşmış olduğumuz sanrısı için yapmak doğrudur.
Bu yoldaki ilk ciddi adımın da Linux ve Özgür Yazılım Şenliği ve Linux ve Özgür Yazılım Konferansı etkinliklerini ayırıp iki ayrı etkinlik olarak ortaya koymak olduğunu düşünüyorum. Bu sayede konferans, bu yazımda bahsettiğim türdeki projelerin sonuçlarını tartışmak isteyecekleri bir platform halini alabilecektir.
EMO Diyarbakır Şube‘nin 8-10 Haziran 2007 günlerinde düzenleyeceği Elektrik - Elektronik - Haberleşme ve Bilgisayar Mühendislikleri Günleri etkinliğinde (bu kez LKD şapkası takarak) yer alacağım.
Etkinliğin ikinci günü (9 Haziran Cumartesi) saat 13.30′da başlayan “Bilişim Oturumu”nda Özgür Yazılım konulu bir sunumum olacak. Aynı oturumda Gazi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü‘nden Doç. Dr. Şeref Sağıroğlu, Telekomünikasyon Kurumu‘ndan Mustafa Ünver, TÜBİDER‘den Nuri Ödemiş ve EMO‘dan Birkan Sarıfakioğlu da birer konuşma yapacak. 2 saat 15 dakika süresi olan bu oturum içinde benim de 10-15 dakika konuşup bir 10 dakika da sorulara yanıt vermem herhalde makul olacaktır.
Yani sunumu biraz kısa ve öz tutmak durumundayım. Yoksa normalde Özgür Yazılım kavramlarını anlatma kalksam saatlerce konuşmak gelir içimden.
Son bir hafta boyunca onlarca insanın yaşamındaki tek faaliyet ve son dört gün içinde yüzlerce katılımcıya ev sahibi olan 6. Linux ve Özgür Yazılım Şenliği bugün akşam 7 sularında sona erdi.
Şenlikle ilgili gün gün notlarım olacak, bol bol resim de koyacağım. Ama şimdilik sadece şunu söyleyebiliyorum ki LKD’nin içinden yepyeni ve çok çalışkan bir nesil yükseliyor. Bu nesli koruyabilir ve doğru yönlendirebilirsek o zaman hem Linux ve özgür yazılım camiası hem de ülkemizin bilişim sektörü adına önemli bir başarı olur.
Şenlikte emeği geçen herkese tekrar tekrar teşekkür ediyorum.
Bu konudaki girdilerimde bir önceki (3 numaralı) girdimde biraz acele edip yükleme yapınca aşağıdaki konuyu tartışmayı bu nota bırakmış oldum.
LKD’nin burada kastedilen yaygınlaştırma etkinliği Linux ve özgür yazılımların yaygınlaştırılması demek değil. Önce bunda anlaşalım. Burada kast edilen şey, insanların özgür yazılımın temel taşı olan “bilginin insanlığa ait olduğu” fikrinde uzlaşması. Bu kolay bir şey değil, özellikle bilginin ne kadar değerli olduğunun anlaşıldığı bu devirde bilgi üzerine tekel kurmak isteyenler artacaktır.
Küçük bir örnek vereyim. Monte Cristo Kontu romanını okuyanlar bilir, romanın baş karakteri kendisinin kişisel felaketine neden olan bir grup insandan intikam almaya çalışır. Bunlardan birisi o zamanlarda yepyeni bir finansal argüman olan borsada oynamaktadır. Kontumuz sömürgelerden gelen ticari raporların aktarıldığı iletişim sistemi olan semaforları kullanarak yanlış bilgilerin aktarılmasını sağlar. Bu sayede düşmanını yanlış yatırım kararlarına yönlendirir. Daha sonra yatırımlarla ilgili olarak gerçek bilgiler gelince düşmanı iflas eder. Aynı konuya ve hatta GNU‘ya eğlenceli bir bakış için ise Terry Pratchett’ın Clacks sistemine bakabilirsiniz.
Günümüzde, hemen her türlü alanda bilgiye bağımlı iş yapış biçimlerimiz var. Bu nedenle en doğru, en yararlı bilgiyi elde etmek ve başkalarından saklamak için bir dürtü ortaya çıkıyor. Yada belki böyle bir dürtü yok ama birileri tarafından bu yönde çalışmak için teşvik ediliyoruz.
Peki özgür yazılımın arkasındaki felsefe ne diyor? Bilgiyi birlikte üretelim, herkes ile paylaşalım böylece tüm toplum olarak hep birlikte daha iyi noktalara gelelim diyor. Bunu yaparken de ortak aklı hayata geçirecek mekanizmaları kurmaya çalışıyor. Aynı felsefe aynı zamanda bireylerin ortak bilgiyi hem üretmekten hem de tüketmekten doğan haklarının gasp edilmesini engellemeye çalışıyor.
Bu felsefenin toplum tarafından doğru anlaşılması çok önemli bir şey. Her ne kadar yazılım üretimi, kendi doğası gereği bu felsefeye ideal bir büyüme alanı sunsa da topluma yazılım geliştirme ile örnek vermesi oldukça zor. Değişik alanlarda bu felsefenin kısmen yada tamamen uygulanmasını teşvik etmek, bunun çıktılarını görmek ve incelemek gerekli. Toplum kendisinin de içinde bulunduğu örneklerden yola çıkarak daha iyi anlar. Creative Commons bu konuda ilgi çekici bir örnek. Başkaları da olabilir yada düşünülüp denenebilir.
LKD bu konuda paneller ve çalıştaylar organize ederek, yazılım sektörü dışındaki insanları da bu düşünceyle tanıştırabilmelidir. Esas olarak bilgiye dayanan ve hukuki bilginin kamusallığı prensibi üzerine kurulu olan hukuk önemli bir alan olabilir. Aynı şekilde bilgi üzerine çalışan basın da bu felsefeden birinci elde etkilenecek bir alan. Ve elbette yoğun patent baskısı altında bunalan mühendislik disiplinleri de herhalde özgür yazılımın arkasındaki fikri ilgi çekici bulacaktır.
LKD’nin bu disiplinler içinde bu fikri yaygınlaştırabilmesi için değişik örgütlerle işbirliği yapma konusunda da yol kat etmesi gerekiyor. Bu yol diğer yollardan daha zahmetli. Çünkü bence ortalama LKD gönüllüsü bilişim sektörü içinde çalışıyor ve oldukça teknik bir insan. Bu nedenle diğer disiplinlerdeki insanlarla iletişimde de sorun yaşıyor. Bazı LKD üyelerinin eposta listelerinde, bloglarda hiç bir kötü niyet olmaksızın biri birleri hakkında nasıl yazılar yazabildiklerini gözlemleyince bu görüşüm de sabitleşiyor.
LKD teknik olmayan insanları barındırmaya ve onlarla daha iyi iletişim kurabilen bir yapı kazanana kadar bu alandaki faaliyetlerin zaafa uğrayacağı kesin. Ama bu hiç yapmayalım demek değil.
Bir önceki girdimde LKD kişi ve kuruluşları bir araya getirmek için ne yapmaktadır diye bir beyin jimnastiği yapmıştım. Şimdi de ne başka ne yapabilir diye düşünelim.
Elbette ki var olan etkinlikler de bu amaçlara katkıda bulunabilir. Ama o zaman Linux ve Özgür Yazılım odaklı olmayana hemen her bilişim etkinliği, hatta lise mezun toplantılarına kadar her türlü toplantı da bu amaçla kullanılabilir.
LKD’nin bu türde toplantıları yapması, yada bu türdeki toplantılara destek vermesi kesinlikle LKD’nin hedeflerine uyuyor. O zaman bu tür toplantıları organize etmek için gerekli kaynakların nasıl sağlanacağını düşünmek ve bir iş planı yapmak gerekli.
Ancak şu da var, eğer bu tür etkinlik yapılacaksa bu LKD’nin var olan çalışma gruplarının görev tanımları içine girmiyor. Bu faaliyetler tıpkı Linux ve Özgür Yazılım Şenliği gibi büyük ve bağımsız bir etkinlik olarak görülmelidir. Eğer LKD olarak bunları yapacaksak, nasıl Şenlik için onlarca gönüllü bir araya gelip çalışıyorsa, aynı türde bir çalışmanın yapılması gerekir.
Umarım 5 Mayıs Cumartesi akşamı saat 17:00′da yapılacak olan LKD Paneli içinde bu tür şeyler tartışılır ve sonuca ulaşır.
İki gün önce başlattığım “LKD Ne Yapar Ne Yapmaz?” başlığı altında üç temel konuda LKD’nin ne yapıp ne yapmadığı, yada ne yapıp ne yapmamasının mantığı konusunda biraz fikir jimnastiği yapacağımı söylemiştim. Neden üç temel konu derseniz, LKD tüzüğünü temel alarak LKD için ilk aşamada üç temel görev tanımı çıkartmıştım.

Şimdi bu temel konulardan ilkine gelelim.
Dolayısı ile LKD sadece Linux değil genel olarak özgür yazılım odaklı düşünen herkesi bir araya toplamayı hedefliyor. Buradaki bir araya toplamak elbette bir çok değişik anlama gelebilir. Var olanlardan yola çıkarak örneklemek gerekirse:
Demek ki LKD bu başlık altında fena çalışmıyor. Baksanıza dört değişik alt amaç için dört değişik etkinlik öngörebildik.
Bu etkinlikleri tek tek verimlilik açısından değerlendirmek mümkün. Bazıları için bu etkinliklerin içinden bir kaçı tamamen gereksiz olabilir. Örneğin zaten Linux ve özgür yazılım ile belli bir deneyimi elde eden kişiler için gezici seminerlerin içeriği kesinlikle çok yetersiz gözükebilir. Ancak Linux ve özgür yazılım ile yeni tanışan kitleler için bu seminerler ilgi çekebilir. Ben burada bu etkinlikleri değerlendirmeyi düşünmüyorum. Ancak farklı bir şey yapıp, yapmadığımız ne var konusunu gündeme getirmek istiyorum.
LKD bu hedef doğrultusunda neleri yapabilecekken yapmamış yada yapamamış? Bunu da bir sonraki girdide yazmayı hedefliyorum.
Hem LKD‘yi tanımayanlar için hem de LKD’nin çalışmalarını eleştirenler için Doruk Fişek’in klasikleşen “Linux Nedir Yenir mi?” sunumu benzeri “LKD Ne Yapar Ne Yapmaz?” başlığı altında bir dizi fikir jimnastiği yazısı yazmak istedim. LKD’nin gezegen sitesinden erişebileceğiniz (yada erişemeyeceğiniz) bir dizi blogda devam eden tartışmalara da en azından temel oluşturmasını umuyorum.
Aslında bu fikir ilk benim aklıma gelmiş değil. Örneğin S. Çağlar Onur kendi blogunda (Tüzük’den yararlanarak) LKD’nin amaçları için şöyle diyor: “Tüzüğünde yazan amaçlarının özeti Türkiye’de Özgür Yazılım Camiasını bir araya getirmek, Özgür Yazılım felsefesinin Türkiye’de tanıtılmasını ve yaygınlaştırılmasını sağlamak, bu alanlarda her türlü araştırma ve çalışmaya destek vermek, bu tür çalışmalara ön ayak olmak, bu alanlarda ulusal ve genel sorunlara çözüm aramak, uluslar arası kongre, konferans vb. etkinliklere aktif katılım sağlamak ve Türkiye’de yazılım teknolojisinin ve üretiminin geliştirilmesi için Özgür Yazılımlar ile sunulan ekonomik modeli tanıtmak, Linux İşletim Sistemi ve Özgür Yazılım temelli çözümler üretmek.”
Peki buradan yola çıksak nereye varacağız?
LKD yukarıdaki koca liste içinden özellikle seçtiğim aşağıdaki türde işler yapmayı hedeflediğini daha kurulurken beyan etmiş ve LKD’ye üye olan herkes de bu ortak hedefleri kabul etmiş oluyor:
O zaman LKD ne yapar ne yapmaz tartışmasını bu üç temel türde iş yapma hedefi üzerinden yürütebiliriz. Eğer LKD’nin işlevselliğinde, örgütlenmesinde yada başka bir anlamda sorunları varsa bu sorunlar söz konusu hedeflere ulaşılmasına engel olacaktır. Engelleri görmesi daha kolay. Ampirik bir yaklaşım ile bu engellerden yola çıkarsak, sorunları tespit edebilir, çözümler getirebiliriz diye umuyorum. Zaten daha kuramsal bir yaklaşım sergilesem, metin çok uzar kimse de okumaz diye korkum var.
Neyse, bundan sonraki 3 ayrı yazımda her bir faaliyet hedefi üzerinden LKD’yi (en azından düşünsel düzeyde) irdelemek istiyorum.