112 result(s) in 12 page(s)
Previous Page  - 3 / 12Next Page
Bodoslama Bilişim Şirketi 3 - Sanal Mühendis, Sanal Şirket 27 September 08, Saturday @ 13:22

Geçen aylarda bir arkadaşımın şirketi web portallarını yaptıracak bir şirket arıyordu. Ankara dışında oldukları için sadece arada bir telefonla veya sohbet sırasında akıl veriyordum ve sonunda bir şirket buldular. Arkadaşımın aktardığı kadarı ile karı koca bilgisayar mühendisi bir ekibin işlettiği küçük bir şirketti.

Gel zaman git zaman, portalın yapılışı uzadıkça uzadı. Portal için hem oldukça kapsamlı bir güvenlik hem de çok çeşitli özellikleri bir arada isteyen arkadaşımı işin uzayabileceği konusunda uyarmıştım. Biraz da o yazılım müşterisi olarak acemi olduğundan işin uzamasına neden olabilir diye düşünüyordum. Ama bir gün bozuştuklarını aktardı. Tamam dedim sana başka bir servis sağlayıcı ayarlarız. Ne olacak ki değil mi? Ama kazın ayağı öyle değilmiş.

Önce arkadaşımın iş modeli için oldukça önemli olan müşteri bilgilerinin çalınmış olabileceği şüphesi ortaya çıktı. Daha sonra kişisel bilgisayarına uzaktan erişildiğini fark ettik. Bunları engelledikten sonra servis sağlayıcıyı değiştirmeye karar verdik. Arkadaşımda kaynak kodu bulunmadığı için portalın deneme sürümünü FTP'den erişerek çektik ve kurcalamaya karar verdik. Bu kurcalama işinin esas çoğunluğunu ben yapmadım ama durumun vehametini görecek kadar da kodlara baktım.

  • Kapsamlı güvenlik modeli mümkün olduğunca çok sayfanın statik içeriğe sahip olmasına dayalıymış. Şirketin bir çok değişikliği elle yapmakta diretmesinde ve işi geç yapmasında neden buymuş.
  • Sitenin içindeki bazı işlevsellikler başka sitelerdeki formların üzerinden yürütülüyormuş. Yani örneğin portalın kendisine ait bir eposta hizmeti yok. Başka bir sitedeki eposta atma formunu doldurup atıyor. O eposta formu da her türlü tacize açık - bu nedenle bağlandığı sunucu kısa sürede spam kara listelerine girebilir. Ayrıca formun olduğu alan adı da müstehcen içerik sunmakla meşgul bir site.
  • Biz sistemin içini az çok temizledikten sonra arayüzleri kolay kullanılabilecek bir servis sağlayıcıdan barındırma hizmeti almasını sağlayıp sonra da portalın yamanmış halini orada devreye aldık.

Durum burada kalmadı tabi. İş elinden alınan şirket arkadaşı taciz edercesine arayıp sormaya başladı. Haliyle adamların da bir iş planı var ve aniden müşteri kaybetmek hoş olmuyor. Kabul ediyorum. Bununla birlikte, yaptıkları işe de biraz saygı göstermek gerekir. Bu arada arkadaş yaptığı avans ödemeler için fatura isteyince bir kaç şey daha çorap söküğü gibi geldi.

  • Meğer bu karı kocanın web sitesindeki ticari ünvanda bir şirketleri yokmuş. Orada kullandıkları isim marka da değilmiş. Bir ahbaplarının şirketinden fatura kestirip idareten verebilirlermiş. Yani aslında serbest çalışıyorlarmış. Buna ancak "e anacım serbest çalışıyoruz desen olmaz mıydı" denir. Yani serbest çalışmanın kötü bir yanı yok ki. Hepi topu şirket olarak vereceği gelir vergisi yerine tahsilat makbuzundan stopaj adında vergi kesilecek, büyük işler söz konusu değilken çok da fark söz konusu değil.
  • Ama daha kötüsü çıktı sonra. Arkadaşların bilgisayar mühendisi olması, "geniş anlamda" geçerliymiş. Yani aslında mühendis falan değillermiş. Bilgisayar ve yazılım işi yapınca kendiliklerinden mühendis oluvermişler. Diplomayı göster deyince yok ama zaten kim soruyor ki. Birden şunu anladım, doktorların duvara asması misali mühendisler de mi duvara asmalı diplomalarını. Aynı şekilde şirketlerin vergi levhaları vb evraklarını duvara asmaları da anlamlı oluverdi.

Şirketleşmeyi planlayan bir girişim başlarda bir süre idareten iş görebilir. Örneğin faturalarını şirket kurduktan sonra kesme sözü ile iş yapabilir. Bunları anlayışla karşılıyorum. Yani o kadar da mevzuatçı, evrakçı değilim - umarım olmam da. Ama bunu müşteriye söylemek gerekir - ki ürkerek söylememeyi dahi hoş görüyorum. Esas mesele ötekisi. Ortalıkta "geniş anlamda" mühendis olduğunu ifade etmek başka bir şey. Elbette yazılı bir şey yok. Sadece konuşurken yanlış bir ifade olmuş. Ama mühendislik ünvanı, hele bilgisayar mühendisliği gibi sabahlara kadar çalışılarak hak edilen bir ünvanı bu şekilde "geniş anlamda" sahiplenivermek çok farklı bir şey.

Eminim ki bu durumda bir sürü insan olabilir. Kötü niyet içermeyen, kendiliğinden gelişen yanlış anlaşmalar da olabilir. Ama düzeltmek gerek. Ben kendim sık sık yanlış ifade olunca "Bilgisayar Mühendisi değil Elektrik Elektronik Mühendisiyim" diyorum. Bir kaç ay önce yanlış aktarıldığını fark edince "Makina Mühendisi değilim" demem bile gerekli oldu. :)

Bu kadar basit bir konuyu yanlış aktarmakta sakınca görmeyen kişi projenizin neden aksadığı konusunu da çeşitli sebeplerle yanlış aktarmakta sakınca görmeyebilir değil mi? Müşterinize asla yalan söylememelisiniz. Çünkü bunu anladığı anda sizden temelli soğur.

Bakalım ara ara bu öykülere devam etmemi isteyenler çoğunlukta, biraz daha detay vermemi isteyenler var, yada tersi biraz daha az detay vermemi isteyenler var. Ama şunu farkettim bu "bodoslama" serisinde yazdıklarım okuyanlar için en az teknik bir şey yazmak kadar yararlı.



Tags: Genel   ,  Comments: 0 ( Add your comment )
Tarihten bir yaprak 26 September 08, Friday @ 19:21

Başka bir şey okurken şans eseri Joel Spolsky'nin 2001'de nokta com balonu söndüğünde yaptığı yorumlardan birisine rastladım. Kendimce Türkçe'ye çevirmek istedim ve bir parçasını buraya yazasın geldi:

"Özür dilerim işibitmişşirket.com. Bir ay kadar bir süre için eğlenceliydin ama şimdi sadece acınılası bir durumdasın. Biz ürünümüzü iyileştirmekle uğraşacağız ve faaliyetimize devam etmeye çalışacağız. Bunu da müşterilerimizi dinleyerek ve kendi ürettiklerimizi kullanarak yapacağız; risk sermayesi bulmak için ülkenin dört her yanına uçakla gidip gelerek değil. "

Herhangi bir kişi yok aklımda. Herhalde Joel Spolsky'nin de yoktu. Ama hitap tarzındaki sertliği bir kenara koyarsak, ifade edilen bakış açısı, yaklaşım net. İşini yapan, işini daha iyi yapmak için çabalayan, daima hayatta kalır.



Tags: Genel  Portakal Teknoloji   ,  Comments: 0 ( Add your comment )
iPhone 3G Piyasada 25 September 08, Thursday @ 13:16

Apple iPhone 3G, bugün piyasaya çıkacakmış. Apple her ülkede nereden alınır konulu birer sayfa yapmıştı. Bugün kontrol ettiğimde Türkiye sayfası'nda Vodafone ve Turkcell'e bağlantılar gördüm. İki operatör daha önceden ön başvuru toplamışlardı. Ben de 16GB siyah bir iPhone 3G için başvurmuştum. Bakalım bugünlerde geri arayacaklar mı? Dememe kalmadı Turkcell'den "gelin dükkanlardan alın" diye bir SMS geldi.

Esas merak ettiğim şeylerden birisi de bu zaten. Apple olağan üstü bir pazarlama çalışması ile iPhone'un ABD satışlarını patlatmıştı. iPhone 3G için de önemli bir beklenti var. Gel gelelim bunun dünyanın bir sürü yerinde satışını organize ederken aynı başarı yok. Kitle iletişimine, televizyon reklamlarına, İnternet sitelerine ne kadar güvenirsek güvenelim, eğer bir malın yada hizmetin satışı bildiğimiz dükkanlardan yapılacaksa o zaman ikisi arasında bir uyum olması gerekli değil mi?



Tags: Genel  Apple   ,  Comments: 0 ( Add your comment )
Ben İsviçreli bilişim kobisi gördüm 2 / 2 10 September 08, Wednesday @ 22:09

Formel ziyaretin ikinci gününde sabah erkenden trene binerek İsviçre'nin Fransızca konuşulan bir kantonu olan Valais kantonuna gittik. Yol boyunca kantonun ne kadar renkli ve güzel bir yer olduğu, son derece turistik bir yer olduğu aktarıldı. Ancak gideceğimiz yer kantonun teknokenti olan Techno Ark idi.

Gerçekten de Alplerin içinden geçen ve 57 kilometre ile dünyanın en üzün kara tüneli olan Lötschberg Tüneli'ni 15 dakikada geçtikten sonra yağmur yağışından güneşli bir Akdeniz iklimine geçmiştik. Yine hiç beklemeden tur otobüsüne doluştuk ve yola koyulduk. Minik şarap bağları ve çok sayıda turistik lokantanın arasında kıvrılan yolda tur otobüsümüz bizi birden Techno Ark'a ulaştırdı.

Techno Ark, 1989 yılında 4.6 milyon İsviçre Frangı (yani yaklaşık 5 milyon YTL) sermaye ile 10 şirket tarafından kurulmuş. O sırada bu 10 şirketin tek derdi biri birlerine yakın olacakları bir alan imiş. Herhangi bir vergi muafiyeti türü avantajları olmadan - ki şu anda da yok - sadece yakın olmanın avantajları için birleşmişler. İlk bina 2050 metre kare kapalı alana sahipmiş. Bu sırada medya şirketleri ve grafik tasarım firmaları ağırlıklı bir yapı söz konusuymuş. 2004 yılına gelince 30 civarı şirkete ve 300 kişiye ulaşmışlar. Bu arada Techno Ark içinde bir Uygulamalı Bilimler Okulu (Alman modeli ile sanırım bir Fachhochschule oluyor ama Fransız sistemindeki adını ezberden söyleyemedim.) açılmış. Bu okulun amacı da şirketlere destek olmak imiş.

Yani anlayacağınız Techno Ark'ın kuruluş öyküsü ülkemizdeki teknokentlerin kuruluş öyküsünün tam tersi. Bizde üniversitelerin ev sahipliği ile vergi muafiyeti gibi avantajlar ile çekilen ve yine üniversitelerin zorlaması ile ar-ge'ye yönlendirilen firmalar varken orada bir arada olmanın teknik ve ticari avantajlarını görerek bir araya gelen ve kendiliğinden ortaklaşa ar-ge yapan firmalara destek olmak için kurulan lisans ve yüksek lisans dereceleri veren bir üniversite söz.

Elbette Techno Ark'da yürütülen projelerin yapısı ve buradaki firmaların işleyişi de çok farklı. İnkübatörlerinin işleyişi de çok farklı. Öncelikle buradaki şirketlerin bir ar-ge ürünü oluşturma zorunluluğu yok. Sadece servis veren şirketler de kabul ediliyor. Önemli olan var olan şirketler ile sinerji yaratacak olması. Böylece biri biri ile ağır rekabet halinde olan ve içine kapanmış geleneksel soğuk savaş dönemi ar-ge firmaları yerine, daha çok iş birliği yapmaya çalışan firmalar ortaya çıkıyor. Firmaların bir kısmının diğer firmaların ar-ge projeleri ile kesinlikle rekabet etmiyor olması oldukça ilgi çekici bir durum. Aslında aynı zamanda çok mantıklı da. Neden derseniz. örneğin kablosuz ağ güvenliği için protokol seviyesi bir şeyler çalışan bir firmanın web sitesi yapma becerisi sıfıra yakındır. Web sitesi yapmak ise ar-ge değildir. Bizdeki teknokentlerde bu iki firmanın yan yana yerleşmesi mümkün değil. Ama Techno Ark gibi yapılanmış bir yerde mümkün. Bunun ar-geye katkısı tartışılır ama firmaların ticari başarısına katkısı iyi olacaktır. E sonuçta teknokent şirketleri de ar-geyi ar-ge yapmak için yapmıyorlar, ticari başarı için yapıyorlar.

Techno Ark'daki inkübatörü gezdiğimiz zaman ise firmaların yaptığı işler teknik olarak küçük ama pazarlama olanağı yüksek işler olarak gözümüze çarptı. Buradan anladığımız şey şu olmalı: oradaki şirketlerin fayda bölü maliyet oranı daha yüksek, karlılıkları daha yüksek. Ama aynı zamanda oradaki şirketlerin çok kocaman şirketlere dönüşme şansları da daha düşük olabilir.

Kısacası Techno Ark şirketleri oldukça farklı bir odağa dönük çalışıyorlar. Bu nedenle tüm organizasyon yapıları da farklılaşmış. Bununla birlikte bize göre çok daha iyi bir işe odaklılık da göze çarpıyor.

Elbette bu gezi sonrasında da uzun tartışmalarımız, görüşmelerimiz oldu. Ama şimdilik izlenimlerimi yazmaya son versem okunaklılık açısından iyi olacak. Son olarak, ODTÜ Teknokent'in bu tür gezileri düzenlemesinin çok yararlı olduğunu düşünüyorum. Devamının da gelmesini bekliyorum.



Tags: Genel  Portakal Teknoloji   ,  Comments: 0 ( Add your comment )
Ben İsviçreli bilişim kobisi gördüm 1 / 2 09 September 08, Tuesday @ 21:03

Gerçekten gördüm, üstelik bir sürüsünü birden. Geçtiğimiz hafta ODTÜ Teknokent'in ortağı olduğu NICE adındaki bir küme (İng. cluster) projesi kapsamında ODTÜ Teknokent'den 3 firma bir kaç günlüğüne İsviçre'deki bir toplantıda yer aldılar. Bir firma da Portakal Teknoloji idi.

3-6 Eylül günlerinde süren gezide esas toplantılar 4-5 Eylül günlerinde idi ama biz 3'ü ve 6'sında da insanlar ile temaslar kurmak ve iş konuşmak için fırsat kolladık. Ayın 3'ünde bir çok ülkeden gelen kişilerin uçak saatlerinden dolayı ancak toplu bir akşam yemeği yendi ama o sırada da oldukça iyi görüşmeler yapabildik. Örneğin ben yemekte Tampere Üniversitesi'nde doktorasını yeni bitirmiş ve sıkı bir özgür yazılım taraftarı olan bir arkadaş ile özgür yazılım ve açık innovasyon (İng. open source / open innovation) kavramları arasındaki ilişkiler ve ilişkisizlikler üzerine sohbet ettik. Ayak üstü Finlandiya'nın özgür yazılım konusundaki yaklaşımlarını da tartışma fırsatımız oldu.

Ertesi gün tam planlandığı gibi sabah 8 buçukta oturumlarımız başladı. Bizdeki çoğu toplantının ilk günü sabahı uzun bir çay kahve ve kuru pasta ikramı ile geçer. Öyle ki insanlar kahvatı yapmadan gelirler. Bu toplantıdan önce ise sabah 7'de indiğim kahvaltı salonunu oldukça dolu bulduğumu itiraf etmem gerekli. Toplantıya dönersek, öncelikle Andreas Rickenbacher bizim misafir olduğumuz Bern kantonundaki (kanton bizdeki illere denk düşen boyda bir şey) bilişim sektöründen bahsetti. Yaklaşık 20 bin kişinin bu sektörde çalıştığını anlattı. Bu sayı Zürih gibi diğer daha yüksek nüfuslu yerlerden yüksekmiş. Bu nedenle Bern'in bilişim sektörü için odak noktası oluşturduğunu söyledi. Bununla birlikte, bu bölgedeki şirketlerin ağırlıklı olarak KOBİ olduğunu ve kayda değer bir ihracatın gerçekleşmediğini, bu nedenle rekabet etmek adına kümelenmeye özellikle önem verdiklerini aktardı.

Daha sonra Dieter Rehfeld küreselleşmenin etkilerini acı verici biçimde hissettiklerini aktardı. İsviçre gibi zengin bir ülke bile küreselleşmeden tedirgin oluyorsa, o zaman bizim halimizi düşünün derim. Bu durumda strateji olarak kalifikasyonlarını artırmayı ve bölgelerinin güçlü yönlerini ortaya çıkartan, ağ etkilerini kullanan bir rekabet yaklaşımını benimsemişler. Bern kantonunda kümeleri küreselleşmenin maliyet indirimi ve standartlaşma ile gelen baskılarına karşı küresel bir düğüm (İng. node) olarak görüyorlarmış. Bu düğümlerin yüz yüze bağlantıların korunması, bilginin dağılımı, sosyal sermaye, gibi avantajlar sağlaması nedeni ile önemli olduğunu ve teşvik edilmesi gerektiğini savunuyorlarmış. Rehfeld ayrıca kümeleri sadece bir ekonomik araç olarak değil tabandan tavana yönetim için de bir araç olarak gördüklerini aktardı. Yönetişim (İng. governance) kelimesinin suyunun çıkartıldığı bir devirde bu ilgi çekici bir saptamaydı ama içinin ne kadar doldurulduğunu görmek için orada yaşamak gerekli derim.

Rehfeld'in son ve önemli bir yorumu Avrupa'da kümelerin faaliyete geçirilmesi ve yönetilmesi yönünde iyi pratiklerin bulunduğu ancak bunların kayda geçirilmesi ve yaygınlaştırılmasında eksikler olduğu yönündeydi. Ancak buna bir dip not da koydu. Başarısız küme yönetimi örneklerinin de incelenmesi gerektiğini söyledi.

Bence de başarılı kümelerin nasıl organize olduğunu ve bunun başarısız kümeler ile olan farklarını tespit etmek son derece önemli. Rehfeld'in de vurguladığı gibi Avrupa'nın (ve Avrupa ülkelerinin) rekabetçiliği tek firma değil bir küme üzerinden tanımlayabilmesi, ayrıca karşılaştırılabilir istatistiki bilginin toplanması, ağ kurulması ve öğrenmenin desteklenmesi, kilitlenme ve bilgi tüccarlığının engellenmesi, iyi pratiklerin yaygınlaştırma konusunda yapması gerekenler var. Yoksa kontrolden çıkmış olduğu artık kabul edilen küreselleşme yerel ekonomilerin büyük çoğunu öldürecek, öldürmediklerini de süründürecek kapasiteye sahip. ODTÜ Teknokent'in de partneri olduğu NICE projesi gibi projelerin bu konuda yararı yadsınamaz. Tabii anlayabilene.

Daha sonra NICE projesinin yöneticisi Judith Terstriep, projeden öğrendiklerini anlattı. Benim özellikle ilgimi çeken bir şey projede edinilen deneyimlerin doğrulanması yönünde bir karne (İng. scorecard) uygulamasının denenmesi oldu. Bu uygulamanın prototip olarak denendiği Çek Cumhuriyeti'nin Ostrava kentinden David Pawera, 2005 yılınca IT kümesini kurmaya çalışırken bir çok firmanın çok benzer olmasından dolayı rekabetçilik sorunu ortaya çıktığını ara bulucu olarak Üniversite'den Fakülte Dekanı'nı araya soktuklarını anlattı. Ancak 3 yıl süren çalışmalar ve NICE projesinin de katkıları ile kümenin pazarlamada araç olarak kullanılması sağlanmış. Ayrıca ortak ticari projeler ve hibeler için çalışma yapılmış. Ostrava'daki önemli bazı kamu projelerinin tek bir şirkete ihale edilmesi yerine konsorsiyumlara verilerek KOBİ'lerin deneyim kazanması hedeflenmiş. Projeler başarılı oldukça küme de güçlenmiş.

Finlandiya'dan gelen ve Tampere bölgesindeki küme yönetiminden olan Karen Thorbun (kendisi aslında İskoç) kendi deneyimlerinin 1995 yılından bu yana formel biçimde devlet destekleri ile yürüdüğünü, önce 5 sonra da 8'er yıllık planlar çerçevesinde hareket ettiklerini anlattı. Finlandiya'nın bu konularda organize olduğunu biliyordum ama bu kadarını da beklemiyordum.

Bu konuşmalardan sonra Cambridge Üniversitesi teknoparkından gelen ve kendisi de bir kaç defa şirketler kurup büyütmüş bir girişimci olan Dr. Peter Hiscocks, davetli konuşmacı olarak söz aldı. Bilişim KOBİ'leri de dahil olmak üzere yüksek teknoloji girişimlerinin başarısızlığındaki en önemli sebepleri müşteriyi ve pazarı anlamadan işe başlamak, rekabeti yok saymak, finans yönetiminde hatalar yapmak, sermaye yetersizliği olarak sıraladı. Aslında bu konuda yıllardır araştırmalar yapıyorlarmış. En son olarak sonuna geldikleri ACHIEVE adlı bir projede Avrupa'nın değişik yerlerinden KOBİ'lere finansal kaynaklara ulaşmak ve o kendi finanslarını yönetmek konusunda yardımcı olmuşlar. Şimdi de ACHIEVE MORE adlı bir proje ile daha ileri adımlar atmak istiyorlarmış.

Dr. Hiscocks'un önemli bir saptaması da şirket kuran akademisyenler üzerine oldu. Cambridge Üniversitesi'nde bu konuyla sık sık karşılaştıklarını ve başarılı olamayan akademisyen şirketleri ile başarılı olanları çok kesin biçimde ayıran bir ölçüt bulduklarını aktardı. Eğer bir hocamız şirket kurarsa, ya şirketini yönetmek için akademik kariyerini terk edecek yada şirketi yönetmek için profesyonel yönetici bulacakmış. Aksi takdirde başarılı olması çok zormuş.

Bundan sonra, tek tek NICE partnerleri kendi edindikleri deneyimleri aktardılar. Bu kısım biraz esprili geçti çünkü elde edilen deneyimler ortak olduğu için bir cümle başladığında izleyiciler arasında gülüşmeler olması için cümlenin bitmesine gerek olmuyordu. Ancak saptamalar önemliydi. Özellikle küme için küme değil, iş yapmak için küme saptaması sürekli vurgulandı.

Bu arada önemli bir şey daha dikkat çekici idi. Hemen tüm konuşmacılar özgür yazılımdan ve bunun kümeler için olan öneminden bahsediyorlardı. Çok zaman geçmeden bunun nedeni anlaşıldı. 3 yıl süren proje boyunca, Finlandiya'daki özgür yazılım aktivistlerinden birisi olan ve oradaki derneklerde de çok tanınan Timo - ki kendisi de bir özgür yazılım temelli iş modelini takip ediyor - herkese sürekli olarak özgür yazılım propagandası yapmış. Tampere Üniversitesi'nin de bu konudaki vurguları yavaş yavaş insanların dikkatini çekmiş.

Bu arada Timo'nun ekibi de özgür yazılım bir insan kaynakları ürünü çıkartmaya çalışıyormuş. Biz de PYIK Online üzerinden benzeri bir şey peşinde koşturuyoruz ya - deneyimleri paylaşmak için söz kestik.

Bir sürü irili ufaklı görüşmeden sonra oldukça geç saate kadar süren bir yemek ile günü kapattık. İkinci gün bir Teknopark gezdik ve bu geziyi ayrı bir yazı ile aktarmak istiyorum.



Tags: Genel  Portakal Teknoloji   ,  Comments: 0 ( Add your comment )
Google Chrome iyi mi hoş mu? 04 September 08, Thursday @ 10:06

Görkem'in bana yolladığı bir OSNews yorumuna göre değil. Gerçi yazıyı okuyunca, çok detaylı bilgi vermiyor ama Google'ın tanıtım yazılarında kenara atılmış ama önemli olabilecek bazı detayların varlığına işaret ediyor.

Bu yazıyı anlamlı kılabilecek bir ikinci okuma önerisi Joel Spolsky'nin standartlarla ilgili yorumu olacaktır.

Bir de ben yazının başlığına bayıldım tabii. Dikkatinden kaçanlar için buradaki Wikipedia girdisine bakabilirler.



Tags: Genel   ,  Comments: 1 ( Add your comment )
Ev tipi veri merkezi olur mu? 12 August 08, Tuesday @ 17:06

Telekom operatörlerinin giderek artan Internet bağlantı hızı sunması sonucu, acaba evde veri merkezi kurabilir miyiz sorusu da gündeme geliyor. Haliyle başta ev olarak tasarlanmış binalardaki iş yerleri de benzeri bir durum ortaya koyacak.

Bu soruya yanıtım ne yazık ki hayır. Çünkü bu binaların elektrik alt yapıları - en azından elden geçirilmez ise - bu tür yüklere hazır değil. Açıklayalım.

  • Tipik ev tipi binada güç kablolaması ve sigortalar bir prizdeki toplam yükün 14 en çok 20 Amper akım çekmesi üzerine kurguludur. Bu miktar kabloların ve sigortaların eskimesi, ısınması gibi nedenler ile %20 varyasyona uğrayabilir. Yani tipik 14A sigorta, 11.2A akım çekerken de atabilir.
  • Peki bu kadar akım ile ne kadar güç çekebiliriz? Ülkemizde 220V AC bir gerilim söz konusu ama bu gerilim de 240V hatta 260V'a kadar çıkabildiği kadar 180V'a kadar da düşebiliyor. Bu durumda 180V AC gerilim altında 11.2A akım çektiğimizi var sayarsak, ikisini çarpıp 2016VA yani 2.0 KVA değerine ulaşıyoruz.
  • Peki bu kadar KVA kaç sunucu eder? Tipik bir sunucunun güç tüketimine bakarsak genelde 700VA'lik güç kaynakları ile karşılaşıyoruz. 1U yada 2U şaselerde bu ebatta 1 adet güç kaynağı bulunuyor. Bu güç kaynaklarının da bir varyasyonu var ama onun küçük yani %5-10 gibi olacağını varsayabiliriz. Yani 700VA güç kaynağı 735VA yada 770VA çekiyor olabilir.
  • Düz matematik ile 2.016 / 770 = 2.62 adet sunucu.
  • Aynı hesabı 20A lik sigorta için tekrarlarsanız 3.74 adet sunucu demek oluyor.

Yani ev tipi bir binada bir prize en çok 2 yada 3 tane 1U yada 2U sunucu bağlayabilirsiniz. Tipik olarak bir odadaki birden fazla prizin de aslında paralel olduğunu düşünürseniz, o zaman aynı odada 2 yada 3 tane sunucu demek.

Kısacası, Internet bağlantı hızları artsa da evden yada ev tipi binadan veri merkezi oldurabilmek için binayı kırıp döküp, elektrik alt yapısını baştan yapmak gerekli. Bu hızlar herhalde sadece IPTV uygulamalarına yarayacak.



Tags: Genel   ,  Comments: 2 ( Add your comment )
Cuil o kadar da havalı mı acaba? 03 August 08, Sunday @ 19:35

Bu aralar basında Google, BEA Systems gibi firmalardan ayrılan ar-gecilerin kurduğu Cuil (İngilizce cool yani havalı sözcüğü ile sesteş) arama motorunu deniyorum.

Google ile oldukça farklı bir indeksleme yöntemi kullandığı iddia edilen Cuil'in performansı oldukça değişken. Özellikle gözlediğim fark, İngilizce ve Türkçe aramalardaki fark. Cuil, Google gibi bağlantılar, referanslar gibi bir ilişki yoğunluğuna değil, sadece ve sadece içeriğe bakıyor. İçeriğe bakmakla da kalmıyor, siteleri içeriklerine göre kategorilendiriyor. E tabi bunu yaparken anlambilim (İng. semantic) arama yapabileceğiniz dildeki içeriğin de avantajı oluyor.

Örneklemek istersek, BEA Systems'ı Cuil'de aratınca, BEA'ya dair siteler ve kısaltması BEA olan bir ABD kamu kurumu ilk sayfada yer almakla birlikte, kategori önerileri harika geliyor.

  • BEA Systems kategorisinde şirketin ürünlerini,
  • Java Enterprise Platform kategorisinde şirketin JEE Uygulama Sunucusu ile başka şirketlere ait rakip ürünleri, önemli bazı Java EE arayüzlerini ve Apache Tomcat'i görüyoruz.
Bu kategoriler böyle gidiyor. İşin güzel yanı, bu bahsettiklerim doğrudan site bağlantıları değil, başka arama sayfalarına bağlantılar. Yani böylece arka arkada bir sürü arama sayfası açan kişilerin işleri yönlendirilerek hızlanıyor da.

Gel gelelim, Türkçe bir arama yapınca iş karışıyor.

  • Örneğin özgür yazılım diye aratınca GNU'nun sayfalarındaki Türkçe çeviriler sayesinde (İngilizce) GNU sayfaları çıkmakla birlikte, Türkçe sitelerden sadece LKD Linux Şenliği var. İkinci üçüncü sayfalara gidiyoruz ve hala sadece İngilizce içerikleri buluyoruz. Çünkü Cuil, GNU sitesine benzer İngilizce siteler aramakta.
  • Başka bir deneme yapıp yüzüncü yıl diye aratıyorum. Bulunan şey Van 100. Yıl Üniversitesi oluyor. Daha sonra da yabancı haber ajanslarının Rektör Yücel Aşkın'ın tutuklandığı sona da aklandığı olaylara dair haber girdileri var. Türkçe içerik gene yok.
  • Hadi bir şans daha verelim diyorum ve bu sefer iyice kolay bir şey arıyorum. Cumhuriyet Bayramı diye aratınca Milli Eğitim Bakanlığı'nın Belirli Günler ve Haftalar sayfasından tutun, çeşitli bloglara kadar çok sayıda Türkçe site çıkıyor. Ama bu sitelerin çıkmasının nedeni hepsinin içinde defalarca Cumhuriyet, Bayram ve Cuhuriyet Bayramı geçiyor olması olamaz mı? Yani 10 yıl önce Altavista'nın arama motoru becerileri için bile kolay bir arama yapıyorum ne de olsa.

Uzun lafın kısası, anlambilimsel arama, önemli yol kat etmeye başlamış. Ancak ne yazık ki sadece İngilizce için başarılı. Bunun böyle olabileceği, çok uzun zaman önce akademisyenler tarafından öngörülmüş ve verilerin üst-modeller ile zenginleştirilmesi gerektiği tartışılmıştı. Ancak nasıl ki on yıllar önce C kitaplıkları tasarlanırken, ASCII dışı karakter kümelerinin varlığını görmezden gelip Avrupa ve Asya dillerinde girdi/çıktı alacak uygulama yazmak zorlaştırılmış ise bugün de teknoloji yine İngilizce üzerine odaklanarak dünyanın anadili İngilizce olmayan çoğunluğunu, anadili İngilizce olan azınlığına terk ediyor.

Bunun çözümü nedir? İngilizce dışı dillerde, en azından en yaygın konuşulan dillerde (Çince, Hintçe, İspanyolca, Türkçe sanırım ilk sıralarda) anlambilimsel arama, otomatik çevirme gibi teknolojilere yatırım yapılması gerekli. Ancak bu yatırımın geri dönüşü o kadar da kolay sağlanabilir değil. Yani "bakın ben harika bir Türkçe anlambilimsel arama aracı geliştirdim" dediğiniz zaman bunu kime satacaksınız? Google yada Cuil bunu satın almak için o kadar çok para verecek mi? Peki acaba Adalet Bakanlığı gibi bir yerli kurum, evrak arşivlerinde arama yapmak için bu tür teknolojinin geliştirilmesinde ön ayak olur mu? Eninde sonunda birisinin bu teknolojilere para yatırması gerekecek. Aksi takdirde konu sadece akademik merak boyutunda kalacak.

E hadi sen git yatırım yap diyenleri duyar gibiyim. Herkes kendi alanında iyidir diyebiliyorum. Şirket olarak zaten güvenlik, yapay zeka/karar destek, ve etkileşim teknolojileri gibi üçlü bir odak seçmişiz. Buna bir de anlambilimsel arama eklersek darma dağın oluruz değil mi? Ayrıca Portakal Teknoloji'nin yada başka birisinin bu alana girmeye karar vermesi, gereken yatırımın ortaya çıkacağını garanti etmiyor ki. Özel sektör şirketleri de eninde sonunda o teknolojiden para kazanmayı hedeflemek durumunda.

Bakalım zaman ne gösterecek?



Tags: Genel   ,  Comments: 0 ( Add your comment )
Kurum kültürü ve İnsan Kaynakları 29 July 08, Tuesday @ 19:01

İnsan kaynakları konusunu personel ve özlük işlerinden daha geniş anlayan herkes için kurum kültürünün korunması ve geliştirilmesi de herhalde insan kaynaklarının bir parçasıdır. Ancak bunu dobra dobra ifade etmek ayrı bir şey.

Biz bunu yapıyorduk, bugün yapan başka birisini daha gördüm. Arkas Holding, kendi insan kaynakları politikasını ilan ederken bu konuyu da ifade etmiş. Haliyle takdir ettim.



Tags: Genel  Portakal Teknoloji   ,  Comments: 0 ( Add your comment )
Girit'de HL7 Konferansı 21 July 08, Monday @ 11:34

Yunanistan'daki HL7 organizasyonu bir konferans düzenliyormuş. Gitsek mi dedim. Tabii sonra Schengen almak kaç gün sürer sorusu akla geldi, keyfim kaçtı.

En azından Ekim ayında ki başvursak etsek Schengen çıkar. Gidecek olursam Girit fotoğraflarını da bloga koyacağımdan emin olabilirsiniz.



Tags: Genel   ,  Comments: 0 ( Add your comment )
Previous Page  - 3 / 12Next Page