112 result(s) in 12 page(s)
Previous Page  - 1 / 12Next Page
Kamuda özgür yazılım ile değer yaratmak 16 December 08, Tuesday @ 17:03

Bugün CNN'de alt yazı geçen ve sonra Google'da kısa bir arama ile ulaştığım habere göre, Siemens bir kaç yıl önceki bir rüşvet skandalı sonrasında ABD ve Almanya'da toplam 1 milyar Euro civarında ceza ödemesini bu günler içinde yapacakmış. İşte krizde kamuya kaynak. :)

Şaka bir yana, kriz dediğimiz şey sadece özel sektörün krizi değil. Bazıları aksini iddia etse de - hani memurların maaşı zaten yatıyor diyenler - kriz kamunun çalışmalarını da vuruyor. Örneğin sağlık yatırımları döviz kurlarından etkileniyor, eğitim kitaptaki KDV oranlarının artırılmasından endişeli. Böyle bir sürü endişe var.

Konuya özgür yazılım açısından bakarsak, özgür yazılımın kamuda hep tasarruf yolu ile giderleri azalttığını, özel sektörde ise yeni değer yaratılmasına olanak sağladığı vurgulanır. Peki özgür yazılımlar yolu ile değer yaratmak mümkün ise, kamunun kendisi de özgür yazılım ile değer yaratamaz mı?

Ne dersiniz?



Tags: Özgür Yazılım  Genel   ,  Comments: 5 ( Add your comment )
Mühendisin dünyaya bakışı ve belirtim ikilemi 12 December 08, Friday @ 19:43

TOBB ETÜ'den gelen öğrencilerimiz arasında Seval'i Linux camiamız kısa sürede tanıdı çünkü tam bir blog kurdu. Blogspot üzerindeki girdileri deyim yerindeyse benimkilerle yarışıyor. :)

Bugün bir baktım Seval, mühendislikle ilgili olarak çok güzel bir anektod aktarmış. Kısaca özetlersek bir matematikçi formüllere güvenirken, fizikçi ölçüm sonuçlarına bakıyor, mühendis ise parça kataloguna bakıyor.

Şaka maka ama bir olaya mühendisin nasıl baktığını apaçık ortaya koyan bir anektod. Mühendis, dünyadaki varlıkların her birini belli bir belirtime (İng. specification) göre imal edersek, o zaman bu varlıkların birleştirilmesinde de o belirtimlere güvenebileceğimizi düşünür.Yeter ki herkes görevini yapsın. Kıdemli mühendisler ise belirtimlere uymayan varlıkların nerede ortaya çıkabileceğini deneyimlerine dayanarak bilirler ve önlemleri alırlar.

Elbette bu durum imal edilen varlıklar için geçerli. Yazılımlar bu noktada ideal imalat ürünleri çünkü belirtimlere uygun yazıldıkları zaman mükemmel biçimde davranıyorlar. Ancak bir yazılımı belirtimlere göre yazmanın maliyeti çok yüksek. Sadece çok kritik bileşenler için ekonomik oluyor. Malum mühendis bilim ve tekniği ekonomik biçimde kullanacak. Yani belirtime güvenmek yazılım mühendisi için bir ikilem doğuruyor. Belirtimlere uymayabilecek bileşenlerden belirtimlere uyan bütünler üretmek de mühendisin görevi haline geliyor.

Sistem mimarisi ve sistem entegrasyonu konuları bilişim sektöründe giderek daha önemli hale gelirken, bu işin deyim yerindeyse ehil ellerde olması gerekli. Aksi takdirde çok büyük yatırımların başarısız sonuçlar verdiğini göreceğiz. Bugün ne yazık ki ehliyeti kendinden menkul kişilerin "ehil el benim" diyerek arkasından da "ben otur dediğimde oturun, ben kalk dediğimde kalkın" anlamına gelecek tavırları ile muhatap oluyoruz.

Bu ehliyetin oluşmasının bir ayağı üniversite eğitimi, bir ayağı ise mesleki uygulamalarda.

  • Bilgisayar mühendisliği eğitiminin bu gerçeği görerek düzenlenmesi ve öğrencilerin bu duruma hazırlanması da üniversitelere düşen bir diğer görev herhalde. Kısacası hocalarımıza kolay gelsin diyoruz.
  • Sektör içindeki mesleki ayakta ise, kişilere kendilerine uygun işlerin verilmesi, doğru insan kaynakları planlaması yapılması, gerekli hizmet içi eğitimlerin alınması, firmalar arası iş bölümü gerektiği zaman iş ortaklıklarının kolay kurulması, bu tür iş ortaklıklarında güven unsurunun doğru tesis edilmesi gibi şeyler hemen aklıma geliyor. Başka şeyler de eminim vardır. Ama bence herşeyden önce sektörün derdini doğru tespit etmesi gerekiyor.

Not: Sevgili hocamız, Prof. Dr. Ümit Karakaş, 1990'lardan beri bu konuya - benden çok daha kapsamlı biçimde - dikkat çekiyor. Dinlemeye niyetli olanların dikkatine.



Tags: Genel   ,  Comments: 0 ( Add your comment )
Hassas konular - özgür yazılım, politika ve siyaset 11 December 08, Thursday @ 14:12

Geçtiğimiz aylarda, günlüğümde Linux ve özgür yazılıma desteği ile tanıdığımız EMO Ankara Şubesi'nin düzenlediği, bir MVP olan Daron Yöndem'in verdiği Silverlight semineri'ne dönük (kendimce haksız) eleştirilere karşı küçük bir yazı kaleme almıştım. Bu hafta içinde bu yazıya ulaşan Ahmet Ergül, yorumları içinde özgür yazılım ve solculuk arasında bir bağlantı olup olmadığını, sol görüştekilerin özgür yazılıma daha çok sahip çıkıp çıkmadığını soruyordu. Ben de yorumlar içinde bir yanıt vereyim derken baktım konu uzuyor. Ayrı bir yazı yazayım dedim.

Şimdi öncelikle özgür yazılımın herhangi bir sınıflandırmaya gitmeden dünyadaki herkes için çalışan evrensel bir olgu olduğunu kabul etmeliyiz. Bu nedenle bir özgür yazılım projesi için ne coğrafi ne de siyasi sınırlar, ırklar veya milletler, din ve dil ayrımı önemli değildir. Özgür yazılıma solcu, Amerikan karşıtı gibi terimler yapıştırmak ne kadar yanlış ise, liberal gibi terimler yapıştırmak da o kadar yanlıştır.

Bununla birlike elbette ki özgür yazılım projeleri de kendi kişisel değerleri ve dünya görüşleri olan bireylerin çalışmaları ile ortaya çıkıyor.

  • Yani belli ülkelerde veya belli projelerde özgür yazılıma destek haricindeki konularda da görüşleri ortak olan kişiler ağırlıkta olabilir.
  • Ancak, aynı şekilde belli konularda görüşleri taban tabana zıt kişiler de özgür yazılım projelerinde iştirak edebilir.
  • Bu görüş ayrılıkları türlü türlü olabilir. Sayma kolaylığı (!) ve doğrusal bir eksene oturtma rahatlığı nedeni ile insanları sağ-sol diye ayırmaya yönelsek dahi özgür yazılıma katkı koyan kişilerin ve dolayısı ile özgür yazılımın belli bir kutba konmasını anlamsız görüyorum. Çünkü özgür yazılım evrensel bir olgu.

    Bu tür olgular her tür siyasi görüş tarafından yorumlanır. Örneğin başka sebeplere ek olarak, özgür yazılımın emeğin sahibini korumaya dönük idealist bir mekanizması olması, emeğin sömürülmesi olgusunu daima vurgulayan ve buna karşı duran sol görüşteki insanların dikkatini çekmiş ve sol camiada özgür yazılıma destek oluşmasını sağlamış olabilir. Bununla birlikte yeni işletmelerin başlangıç maliyetini azaltması, sektöe giriş ve çıkış maliyetlerini azaltması, işgücünün işbaşında eğitimine harcanan miktarı azaltması, normalde devletin yapması beklenen sağlık ve eğitim gibi harcama kalemlerinde dolaylı ancak hatırı sayılır tasarruf sağlaması gibi etkilerine bakarsak, bu etkiler aslında neo-liberal bir dünya görüşüne sahip insanların da özgür yazılıma destek vermesine neden olmaz mı? Yani neo-liberalistler de özgür yazılıma sahip çıkamaz mı? Bu durumda özgür yazılım hareketinin kendisi kimindir? Elbette ki tıpkı ürünleri gibi herkesindir.

    Herhangi bir dışlayıcılığın kendisini imkansız kılmayı amaçlayan yapısı ile özgür yazılım, dünyadaki insanları herhangi bir özellikleri ile sınıflandıran dolayısı ile bir çeşit dışlayıcılık içeren günümüz siyasi görüşlerinin alt kümesi olabilir mi? Bunu tartışmak (bence) acaba "güneş ışığının siyasi duruşu nedir?" sorusunu sormakla eşdeğer.

    Ancak siyasi görüşler özgür yazılımı dışlamalıdır, özgür yazılım siyasetten uzak bir konudur demek istemiyorum. Ben tartışmanın yönteminde kaçılan bu kolaycılığa karşıyım. Herhangi bir ekonomik veya sosyal konu üzerinde tartışılırken, bir kuram ve bu kurama dair önerilen bir uygulama prensibi yani politika tartışılmalıdır. Tartışılan politikayı belli bi siyasete uygun görüyorsanız o zaman o politika o siyasete ait olur mu? Bence olmaz. Çünkü aynı politika bir çok farklı siyaset tarafından uygun görülüp olumlandırılıyor olabilir.

    Linux ve özgür yazılım konusunun siyaset ile ilişkisi de bu düzeydedir veya bu düzeyde olmalıdır.

    Özgür yazılım en başta yazılım geliştirme ve bilişim sektörü, ancak bu sektörün her yerde karşımıza çıkması nedeni ile bir çok başka sektörde ekonomik düzene katkısı olan bir olgudur. Bu nedenle özgür yazılımın geçmişten bugüne nasıl geldiği, geleceğe ne şekilde ulaşacağı, bugün ve gelecekte ne şekilde kullanılacağı açık ve net olarak tartışılmalıdır.

    Öncelikle özgür yazılımın kendi içinde nasıl geliştiği daha ent ifade edilebilmelidir. Ayrıca eğitimde özgür yazılım nasıl kullanılabilir, enerji üretiminde özgür yazılım nasıl kullanılabilir, turizmde özgür yazılım nasıl kullanılabilir gibi sorular sorulmalıdır. Bunların yanıtlarını ararken sadece fikri alıştırmalar değil, gerçek hayatta önümüze çıkan denemeler de gereklidir.

    Böyle bakınca, özgür yazılım, ürün değil ama politika geliştirme için araştırma yapılması gereken bir şemsiye olgudur. Bu tür araştırmalar çok yabancı konular değildir. Örneğin Avrupa Birliği, araştırma politikalarının geliştirilmesi ve iyileştirilmesi için araştırma amacı ile fonlar sağlamaktaysa, bu tür soyut görünümlü ama önemli konularla ilgilenen birileri var demektir. Benzeri şekilde İnnovasyon Politikası için arama konferansları düzenlenmektedir.

    Dünyanın bir çok yerinde olduğu gibi ülkemizde de özgür yazılımın üretilmekten çok tüketilmesinden kaynaklanan bir asimetri var. Bence özgür yazılımın bir olgu olarak irdelenmesinde yanlış eksene oturulmasının bir nedeni de budur. İnsanlar üretmedikleri ama sadece tükettikleri şeyler üzerinde tartışırken bakış açıları eksik olur. İşin acı noktası, özgür yazılım tüketici olarak sınıflandırılan bireyleri aynı zamanda üretici olmaya teşvik eden bir mekanizma kurgulamakta.

    Bunun çözümü nedir? Ya özgür yazılım üreten insanların bir kısmı politika geliştirme ve siyaset yapma konularında bilinçlenecek ve aktif hale gelecek (yani üretecek), ya da zaten politika geliştiren ve siyaset yapan kişiler özgür yazılım geliştirecek (yani üretecek). Aksi takdirde bu kopukluk çözülemez.

    Zor bir çözüm değil mi? Katılımcılık isteyen her şey zor zaten.



    Tags: Özgür Yazılım  Genel   ,  Comments: 3 ( Add your comment )
İnsan kaynakları bölümü ne işe yarar? 09 December 08, Tuesday @ 15:17

Hemen bir işe yaramaz diyenlerdenseniz, umarım fikriniz değişir.

Öncelikle bu bölümler neden ortaya çıkar, bunu düşünmek gerekli. Malumunuz şirketlerin çoğu çok küçük olarak işe başlıyor. İstihdamın çoğu hatta %90 küsürleri KOBİ'lerde yani 250 kişiyi geçmeyen boydaki şirketlerde sağlanıyor. Bu dağılımı biraz daha araştıracak olursanız ortalama şirketin kayıtlı olarak 3-4 kişi çalıştırdığını görüyorsunuz. Haydi ana-baba desteği, stajyer çalışan komşu kızı filan derseniz 5-6 tam zamanlı kişi dengi olsun. Bu şirketlerde şirket yöneticisi her çalışanın tüm kişisel yaşamını biliyor. Çünkü sosyal ortamda karşılıklı konuşmada anlatılıyor. Herkesin her derdi bilindiği için bunun işe olan etkisi de anında değerlendiriliyor ve anında tepki veriliyor. Örneğin ekonomik olanaklar el veriyorsa, evlenecek olana avans veriliyor ama bunun istenmesine gerek bile olmuyor. Birisi hasta olduğu zaman ev telefonu aranıyor ve geçmiş olsun deniyor. Doğan çocuklara altın alınıyor. Böyle bir çok şey akla gelebilir.

Ülkeden ülkeye, kültürden kültüre detaylar değişebilir ancak mikro şirketlerde insan kaynakları bölümünün görevlerini şirket yöneticileri fazlası ile yerine getiriyor.

Sorun büyüyen şirketlerde ortaya çıkıyor. 30-40 kişi çalıştırdığınız zaman bu kadar yakın ilgi göstermek bir mesele oluyor. Ayrıca şirket yöneticilerinin kendi inisiyatiflerinin sınırları da zorlanıyor. 5 kişi çalışan iş yerinde sıkınıtıya düşen 1 çalışan için gidip kredi kartınızdan bir kaç bin YTL nakit avans çekip "hadi al" delikanlılığını yapabilirsiniz ama, 40 kişi olunca bunu ölçekleyip 8 kişi için bunu 8 kere yapamazsınız - şirket kaynaklarından fon ayırmanız gerekir.

Yöneticilerin kişisel inisiyatifleri şirketle birlikte ölçeklenemediği için inisiyatif kullanmaktan çıkmak gerekiyor. Bu da ilk adım olarak personel yönetmeliği denen belge ortaya çıkıyor. İşin ironik yanı, bir yönetici geçmişte çalışanlar ile ne kadar ilgili ise bu gereksinim ve belge de o kadar çabuk ortaya çıkmalı yoksa yöneticinin işini yapacak zamanı kalmıyor.

Elbette bir işi yönetmeliğe bağlamak inisiyatif kullanımını kısıtlayıp herkes için eşit muameleyi getirse bile o yönetmeliği uygulama sorumluluğu, uygulamanın uygunluğunu denetleme sorumluluğu ve uygulamayı iyileştirme sorumluluğu gibi sorumluluklar türüyor. Bu sorumluluklar da birisinin üzerine düşüyor. Böylece o kişi insan kaynakları bölümünün nüvesi oluyor.

Bu kişinin çok doğru seçilmesi ve çok başarılı olması durumunda gelecek için çok önemli bir insan kaynakları uygulamasının temelleri atılabilir. Ancak iş yaşamında hiç bir iş mükemmel çalışan varsayımı ile yürütülemez ve insan kaynakları da buna dahildir. Bu durumda ne yapmak gerekli?

İnsanların sayıca arttığı bir yerde, insanları hem tek tek birey olarak gören ve onların özel durumlarını dikkate alan hem de ölçekten dolayı bunu ortak bir çerçeve içinde yapmakla yükümlü olan bir bölümdür insan kaynakları.

  • Bakın muhasebe böyle değildir. Muhasebedeki her hesap aynıdır. Size küsmez yada sizi sinirlendirmez. Muhasebe hesapları sabah işe gelirken trafikte bunalmaz yada işteyken çocuklarının okul giderlerini düşünmez. Zaten bu yüzden insanları tek tek birey olarak görmekte başarısız olan insan kaynakları bölümleri çalışanları bir muhasebe girdisi olarak görmeyi tercih eder. O türdeki insan kaynakları bölümleri için çalışanların adı 335.01 Ödenecek Ücretler olarak geçer. İnsan kaynakları bölümlerinin bordrolama ve tahakkuk bölümü olarak eleştirilmesi biraz da buradan gelir.
  • İşin öteki ucunda da, bol bol insana dönük çalışma yürüten ama kendisini bunlarda kaptıran örnekler vardır. Örneğin 30-40 kişiyseniz yıllık geleneksel şirket pikniği o kadar komik bir hal alır ki, kime ne faydası olduğu anlaşılmaz. Ailelerle birlikte 200 kişi olursunuz. Herkes ailesi ile mi ilgilensin yoksa ne yapsın bilemeden oturur. Az önce şirket pikniği'ndeki Google arama bağlantısına bakarsanız, arama sonuçlarının makul bir oranı bu piknikleri organize ederek para kazanan firmalara ait. Sizce sizi tanımayan bir firmaya taşeronlanan şirket pikniği sizin çalışanlarınızın ruh yapısına, kültürüne mi hitap edecek yoksa insan kaynakları bölümündeki arkadaşların başka yerde görüp duyup kıskandıkları bir pikniğin taklidi mi olacak?

Bu durumda insan kaynakları bölümü daha en başta kurulurken amaçları çok iyi belirlenmez ve bu amaçlar için mi çalıştığı katı biçimde denetlenmez ise, bir israf (Japon deyişi ile muda) kaynağına dönüşmesi kaçınılmaz oluyor. Hatırlamak açısından muda (israf) türleri nedir dersek bunların bazıları insan kaynakları bölümlerinde kolaylıkla tanımlanabilecek şeyler.

  1. Aşırı veya erken üretim
  2. Gecikmeler
  3. Taşıma
  4. Envanter
  5. Muayene
  6. Hatalar ve düzeltme
  7. Süreç içinde değer katmayan eylemler
Bunları tek tek detaylı açıklamak istesek konu dağılır ama bunları bir insan kaynakları yönetiminde kalite gibi içinin doldurulması zor bir başlık altında toplamaya çalıştığım herhalde ortadadır. Tabii ha deyip muda tartışınca, kalite tek başına olmuyor; mura (tutarsızlık) ve muri (mantıksızlık) da göz ardı edilemez. Bir insan kaynakları bölümünün ayrıca tutarlı ve mantıklı çalışması da sağlanmalıdır.

Dolayısı ile neden var olduğu iyi düşünülerek kurulan ve çalışması da bu var oluş nedeni ile birlikte denetlenen ve gerektikçe yeniden yapılandırılan bir insan kaynakları bölümü çok işe yarar. Ama bunu o yada bu şekilde kurgulamak önemli bir emek demek. İşin daha da zoru, bunun başarılı olması için bu çalışmanın çalışanlara rağmen değil çalışanlarla birlikte kurgulanması gerekiyor. Çünkü her ne kadar işçi-işveren ilişkisi düz bir emek alış verişi olarak görülse de, bir yerden sonra bu bir emek gücü alışverişine (bu arada bir yarm saat kadar önce aklımdaki ampulü yaktığı için yönetim danışmanı abimiz Tamer Tunçdöken'e sevgiler, saygılar) dönüşür.

İnsan kaynakları yönetimine dair kaidelerin tepeden indiği durumlarda, kaideler ne kadar iyi tasarlanılırsa tasarlanılsın işçi tarafından yanlış anlaşılacağı kesindir. Birlikte üretilerek, belki daha az iyi ama ortak bir kaide üzerinde uzlaşmak daha doğrudur. Bence insan kaynakları bölümlerinin pek az sorgulanan ancak önemli etkileri olan bir yanlışı katılımcılık konusundaki bu eksiklikleri olabilir mi?



Tags: Genel   ,  Comments: 0 ( Add your comment )
Beatles'dan 06 December 08, Saturday @ 20:29

I am the Walrus

I am he as you are he as you are me and we are all together.
See how they run like pigs from a gun, see how they fly.
I'm crying.

Sitting on a cornflake, waiting for the van to come.
Corporation tee-shirt, stupid bloody tuesday.
Man, you been a naughty boy, you let your face grow long.
I am the eggman, they are the eggmen.
I am the walrus, goo goo g'joob.

Mister city policeman sitting
Pretty little policemen in a row.
See how they fly like lucy in the sky, see how they run.
I'm crying, i'm crying.
I'm crying, i'm crying.

Yellow matter custard, dripping from a dead dog's eye.
Crabalocker fishwife, pornographic priestess,
Boy, you been a naughty girl you let your knickers down.
I am the eggman, they are the eggmen.
I am the walrus, goo goo g'joob.

Sitting in an english garden waiting for the sun.
If the sun don't come, you get a tan
From standing in the english rain.
I am the eggman, they are the eggmen.
I am the walrus, goo goo g'joob g'goo goo g'joob.

Expert textpert choking smokers,
Don't you thing the joker laughs at you?
See how they smile like pigs in a sty,
See how they snied.
I'm crying.

Semolina pilchard, climbing up the eiffel tower.
Elementary penguin singing hari krishna.
Man, you should have seen them kicking edgar allan poe.
I am the eggman, they are the eggmen.
I am the walrus, goo goo g'joob g'goo goo g'joob.
Goo goo g'joob g'goo goo g'joob g'goo.



Tags: Genel   ,  Comments: 0 ( Add your comment )
Krizlerde girişmek 06 December 08, Saturday @ 01:00

Son iki aydır, bir çok arkadaşım krizin girişimcilik için iyi bir dönem olduğundan hareket ile girişimcilik trenine binmeye karar verdi. Bunların çoğu yazılımcı da değildi. Hepsi de farklı farklı iş kollarında iş kurmaya karar verdi. Bazıları yasal prosedürleri tamamladı ve şirket kurmuş da oldu. Hayırlı olsun, başarılı olsunlar bir çok insana istihdam sağlasınlar diliyorum.

Bu sabah da ilk defa yazılım temelli olan ama yazılım işi olmayan bir iş önerisi bana geldi. ODTÜ'den bir kaç arkadaşım - ki hepsi son derece başarılı profesyonel yöneticiler, bir iş fikri bulmuşlar ama fikrin bir yazılım alt yapısı ihtiyacı olduğunu görmüşler. Tanıdıkları, güvenebilecekleri - yani fikri açık etmeyecek - ve aynı zamanda girişimcilik deneyimi olan kişi olarak benim görüşümü almak istemişler.

İş fikrinin kendisine dönük görüşlerimi tabii ki burada yazamayacağım ama bu aralar girişimcilik damarı kabaran insanları gördükçe, krizde girişmek nasıl bir şeydir bunu düşünüp duruyorum. Bari aklıma gelen bir kaç şeyi buraya yazayım - hem kendim unutmam hem de insanlara rehber olur diye düşündüm.

Başarılı girişimcinin önemli bir özelliği doğru ata oynaması. Kriz zamanında doğru at ne olmalı bunu düşünelim. Kriz zamanında doğru at ya hemen ortaya çıkartılacak ve masraflarını kısacak müşterilere hitap edecek bir şeydir yada krizden çıkış anında orada hazır olacak ve o sırada artan alımlardan yararlanacak bir şeydir. Tabii bir de her zaman iş görecek atlar var ama krize özel olmadıklar için önemsemiyorum.

  • 1. Doğru At: Hızlı bir pazarlama ağı gerektirdiğine göre, pazarlamacı odaklı bir insana çekici geliyor. Ama üretilecek olan ürün veya hizmet ne olmalı, taklit edilirse ne olacak, krizden çıkarken ne olacak bunları düşünmek gerekli.
  • 2. Doğru At: Daha çok mühendis kafalılar için uygun bir seçenek gibi. Ama krizin ne kadar süreceği belli değilse, bu sefer doğru atı yanlış zamanda hazır etmiş olmak da mümkün.

Hangi ata oynarsanız oynayın, kriz zamanında sizin elinize en az geçecek olan şey para. Bu nedenle parayı harcarken çok dikkatli olmalısınız. Elinize en çok geçecek olan şey ise zaman olacaktır.

  • Zaman demişken, öncelikle zamanınızı koyup para harcatmayacak şeylere yönelmeniz gerekebilir. Elbette otobüse binmek yerine 15 km yürüyün demiyorum. Dümdüz bir tasarruf değil aklımdaki. Ama bazı şeyleri kendiniz yapmanızda sakınca yok. Bilgisayarlarınızı kendiniz toplarsınız, masalarınızı monte edersiniz, duvarınızı kendiniz boyarsınız, web sitenizi kendiniz tasarlarsınız. Prensip olarak kendiniz yapabileceğiniz bir iş varsa, başkasına yaptırmayacaksınız.
  • Gerekmedikçe personel istihdamına girmeyin. Çünkü içerilen riskler ve çalışma ortamı onlara da yansıyacaktır. 2 ay sonra siz "bu iş tutmadı, can sağlığı" diyebilirsiniz ama o kişi için bakış açısı farklı olacaktır. Ancak ve ancak işler kötü giderse o kadar dert etmeyen kişilerle çalışın. Bunlar illa ki deneyimsiz insanlar olacak değildir. Aslında son derece deneyimli, işinde kıdemli ama sizinle de ek iş olarak çalışacak insanlar olabilir.
  • Kesinleşmemiş işlere temkinli yaklaşın. Kesinleştikten sonra bile temkini elden bırakmayın. Kriz dönemlerinde müşterileriniz için sözleşme feshetmek dahil olmak üzere normalde olmaz çözümler olmuş olabilir. Müşterinizden size sözleşme tadilatı adıyla gelen, işin kapsamını küçülten, tanımlarını değiştiren isteklere hazır olun. Bu tanım değişiklikleri işin bitmiş kısmı ile öngörülen toplam maliyeti arasındaki oran ile ödenecek kısmı ve öngörülen toplam ödeme arasında ki oranlar açısından dengesizlik yaratabilir. Siz masrafların yüzde seksenini yapmışsınızdır ve işin de tamamlanmak üzere olduğunu düşünebilirsiniz, ama müşteriniz işin yarısı bitmiştir diyerek size ödemenin yarısını yapmak isteyebilir. Siz de kar edeceğinize zarar edebilirsiniz. Bu arada müşterinizde de kötü niyet olmayabilir - kriz onu da etkilemiştir, size az da olsa ödeme yapması için tek çıkar yolu bu olabilir.
  • Yapacağınız işi daha önce yapmış olanlar çıkabilir. Onları analiz edin, neyin onları başarılı yaptığını düşünün. Ama asla taklit etmeyin. Unutmayın ki onları başarılı yapan şeyler sizde olmayabilir. Siz kendi olanaklarınız ile başarılı olmak zorundasınız. Ayrıca onların onları başarılı yapan şeydeki deneyimi kendisi üzerinde de deneyimleri var. Üstelik var olan müşteriler onları bu özellikleri nedeni ile tanıyor. Siz onları taklit ederseniz, müşterilerin gözünde de taklit olacaksınız. Evet Levi's ve Diesel kot pantolonları Türkler üretiyor, ama onların taklitleri satamazken ancak farklı bir ürün çıkartan yerli kot markaları satıyor.
  • Borç almayın, özellikle bankalara fazla güvenmeyin. Bankalar kriz dönemlerinde akla hayale gelmez seviye muhafazakar davranır. Akıl mantık ile açıklaması mümkün olmayan davranışları olur. Borcunu düzenli ödeyen insanların kredilerinin geri çağrıldığını, daha yüksek faiz oranları ile yeniden yapılandırıldığını gazetelerden okuyorsunuz. Sizinle bir ticari geçmişi de olmayan banka size neden fazladan güvensin? Hem zaten kendi yağınız ile kavrulmayı öğrenmeniz gerekli. Gerekirse istediğiniz kadar hızlı büyümeyeceksiniz, istediğiniz kadar para kazanmayacaksınız. Girişimci iken olan heveslerinizden bazılarından bir süre için vaz geçeceksiniz. Artık kendi yağınız ile kavrulacaksınız.
  • Rekabetle karşılaşacağınızı ve zaman zaman başarısız olacağınızı göz ardı etmeyin. Kriz dönemlerinde rekabet daha da sert olacağı için, hiç beklemediğiniz kayıplarınız olabilir. Sektöre giriş yapan sizden başka insanlar olabilir, sektörün oturmuş firmaları yeni stratejiler geliştirebilir, sizin haberiniz bile olmayan teknolojik gelişmeler olabilir, rakipleriniz şirket birleşmeleri ve satın almaları ile aniden güçlenir, hatta bir yasa değişir - sektörde iş yapamaz hale gelebilirsiniz. Krizlerde bu konularda gelişmeler gizli kapaklı ve çok hızlı olur. Asla psikolojinizi bozmayın. Ama gereksiz hırslanmayın da. Sonuçta kaybedilen şey olsa olsa zaman ve paradır ve geçmiştedir, aşırı hırs ise sizin ruh sağlığınızı kaybetmenize neden olur ve bu geleceğinizi de etkiler.
  • Sağlık demişken, sağlığınıza dikkat edin. Kendinizi biraz yıpratacaksınız orası kesin ama o da bir yere kadar olacak. Eğer tam işlerinizi toparlamak üzereyken yatağa düşerseniz çok daha büyük kayıplarınız olabilir. Kendinize dikkat edeceksiniz. Evde çorap giyeceksiniz, iş yerinizde gece çalışırken komik görünümlü ama kalın yün hırkanız olacak, terli terli soğuk su içmeyeceksiniz, her gün sebze meyve yiyeceksiniz.
  • Nakit akışını toparlamak adına normalde ilgisiz gözükeceğiniz işleri yapmak zorunda kalabilirsiniz. Ama bunlar sizi orijinal odağınızdan kopartmamalı. Özellikle ürün mü hizmet mi sattığınız sorusunu doğru yanıtlamalısınız. Yeterince büyük işletmelerde ürün ekipleri ve hizmet ekipleri olacağı için her ikisini de yapabilirler. Hatta sinerjiler kurabilirler. Ama tipik bir girişimci ya birisini ya ötekisini yapmak durumundadır. İkisine birden enerjisi yetmeyecektir.
  • Akıl hocaları ile çalışın ama akıl hocalarınız ile olan ilişkinizi doğru kurgulayın. Akıl hocaları çoğu kez bir işi kendileri nasıl yapardı onu anlatırlar. Sizin o işi o şekilde yapmanız mümkün olmayabilir. Eğer reçeteler başarılı olsaydı, ABD'de milyonlar satan kişisel başarı reçete kitapları milyonlarca insanı jet sosyeteye taşırdı. Akıl hocalarından aldığınız tavsiyeleri kendi olanaklarınız kapsamında tekrar değerlendirin.
  • Gemileri yakmanız gerekecek. Başka bir yerde maaşlı çalışıp da akşamları harcadığı çaba ile başarılı olan girişimci görmedim. Tam zamanlı işiniz sizin bu işiniz olacak. Kaldı ki var olan işinizdeki işverenle olan iş akdinizin bir kısmı da - kağıtta yazmasa dahi - ona karşı sadakat içermektedir. İş yerinizdeki zamandan çaldığınız aman bu iyi bir şey olmayacaktır. Bu nedenle gemileri yakın. Yakarken de hesap kitap yapın - risklerinizi değerlendirin. Yok eğer gemileri yakamayacaksanız da baştan başlamayın.

Kaptırıp gitmişim ama aklıma hemen gelenler bunlar.



Tags: Genel   ,  Comments: 3 ( Add your comment )
Ekonomik kriz, Ö/AKK, arz-talep dengesi 16 November 08, Sunday @ 15:56

Görkem'in blog girdisi ve benim yorumum üzerine sevgili Erhan Ekici de bir yazı hazırlayıvermiş. Üstelik benden daha çok çalışmış, çeşitli pazar araştırmalarına da referans vermiş. Eline sağlık.

Ben de onun kaldığı yerden devam edip, ekonomik kriz Ö/AKK için ne gibi bir etki yaratır bunu tartışmaya devam etmek istiyorum.

Erhan'ın da çok net vurguladığı biçimde, bilişim harcamalarında danışmanlık ve benzeri hizmet alımları ağırlık kazandığı için, Ö/AKK yazılımların sıfır lisans maliyeti içermesi çoğu kez o kadar da belirleyici bir karar verme kriteri oluşturmuyor. Satın almayı yapan kişi toplam maliyeti gözlemleyebiliyorsa, o zaman toplama dönük diğer katma değerleri irdeliyor. Burada istisna oluşturabilecek bir iki yer var - o da hizmet alımını fazla yapamayan bazı kamu kurumları ve çoğu kez bilişim şirketleri. Ama o konuya başka yerde girmek gerekli. Konumuz dağılmasın.

Bunların hepsi iyi güzel hoş değil mi? Ancak krizi hep aynı yönden bakarak irdelerseniz eksik bakmış olursunuz. Ekonomistler de dahil olarak, konuları insanlara kolayca açıklamak için sadeleştirmekten hoşlanıyoruz. Bir kriz varsa o krizi hemen arz krizi yada talep krizi olarak sınıflandırmak da bunlardan birisi. Bazılarına göre şu andaki kriz bir talep kriziymiş. Çünkü piyasalarda talep - nakit eksikliğinden dolayı - daralıyormuş.

Bu kadar düz bir bakış belki ülkeleri birer kalem olarak gören düz bir ekonomik modelde doğru olabilir. Ancak, ne yazık ki ekonomi o kadar basit bir şey değil. Ne tek bir ürün var, ne tek bir pazar ne de tek türde müşteri. Yani ECON1xx derslerinde bize anlatılan, mühendislere de tek dönemlik sıkıştırılmış ekonomik dersinde gösterilen şeyler sadece teorik temeli anlamak için gereken öğretim modelleri. Biz makro ekonomik gelişmenin belli sektörlerdeki etkisini inceleyip, sonra da tersten bakarak bu etkinin mikro sonuçlarını toplayarak makro ölçeğe olan tepkiyi görmek durumundayız.

Şimdi talep daralmasını temel düzeyde incelersek, bunun arzı oluşturan şirketlere olan etkisini üretimin durdurulması olarak görüyoruz. Üretim durunca, stoktaki ürünlerin satılması ve bu sayede stoğun eritilerek idare edilmesi hedefleniyor. Bu arada enerji, hammadde, nakliyat gibi giderler azaltıldığı için de daralan nakit akışı ile dahi idare edebiliyorsunuz. Burada üretimin ertelenmesinin etkisini çeşitli biçimlerde irdelemek mümkün. Yine temel ekonomik kuram bize üretimin 1) girişimci, 2) sermaye, 3) işçi, 4) hammadde ile yapıldığını, daha gelişmiş kuramlar bunlara 5) teknoloji ve belki de 6) pazarlama becerisinin eklenebileceğini söylüyorlar. Yani temel dörtlü ve ek ikiliden hepsinin az az olması gerekli ki üretim olsun. Herhangi birisini yok ederseniz üretim asla olmaz.

İşte tipik hata da burada oluyor. Temel dört girdiden birisi ile diğerlerinin ikame edilebileceği var sayılabilir mi? Örneğin girişimciler işçileri ikame edebilir mi? Lokantada mutfağa geçen bir patron söz konusu ise evet ikame eder. Ama fabrikada özel bir cihazı tamir eden usta işçinin yerine geçen bir holding patronu söz konusu ise etmez. Benzeri biçimde, sermaye de hammadeyi satın alabildiği, fazladan işçileri işe alabildiği için bir yere kadar diğerlerini ikame edebilir. Ama bir yere kadar. İşte o bir yerin nerede olduğu sektörden sektöre - ekonmistleri deyişi ile üretim kipine göre - değişkenlik arz eder.

Hizmet sektöründe çalışan bir şirketin stok tutma şansı yoktur. Hizmet üretimi için en azından bazı anahtar personelini sürekli olarak elinde tutması gerekir. Ayrıca anahtar olmayan personel içinde de çok hızlı isim değişiklikleri verimliliği öldürür. Çok basit ancak İstanbul gibi şehirler için çok geçerli bir örnek vereceğim. Falanca müşterinin adresini bulmak zor ise, her seferinde farklı insan yollamak işgücü israfıdır. Bu nedenle hizmet şirketleri için personelini elinde tutmak önemlidir.

Dolayısı ile hizmet şirketlerinde ve hizmet şirketleri ağırlıklı olarak çalışan sektörlerde başlangıç sermayesi gerektiren makina parkı alımları gibi maliyetler az olurken, sürekli olarak yapılan harcamalar yani faaliyet giderleri çok olur. Ö/AKK iş modellerinde de bu böyledir. En temel Ö/AKK iş modelleri daima hizmet sunumu üzerine kurguludur. Genelde hizmet üretimi ile elde edilen birikim ile daha sonra ürün geliştirilmesine dönük çalışmalar yapılması beklenir.

İşte şimdi krizden dolayı hizmet alımları azaltılırken, projeler - şimdilik - üç ila altı ay süreler ile ertelenirken, belirgin biçimde hizmet ağırlıklı gelirleri olan Ö/AKK şirketleri için önemli sorunlar oluşuyor. Çünkü ilerideki iş sürekliliği için anahtar personeli elde tutmak gerekirken, bir yandan da bu şirketlerin işletme giderlerini nasıl karşılayacakları sorusu ortaya çıkıyor. Kiralar, personel giderleri ve benzeri giderler için belli bir süreyi kaldıracak bir nakit stokları olduğunu düşünürsek o süre boyunca sorunsuz ayakta kalabileceklerdir. Ancak o süre aşılırsa ciddi sorunlar yaşanacaktır.

Bazılarının tipik bir var sayımı vardır. Sermayenin durduğu yerde bekleyebileceğini ve zamandan bağımsız olduğunu düşünürler. Halbuki sermaye durduğu yerde bir güzel aşınır. Enflasyon olmasa dahi aşınır ve eksilir. Hizmet şirketlerinde sermayenin diğer temel varlıkları ikame etme kapasitesi üretime göre - bence - daha sınırlı olduğu için sermayenin aşınması da daha hızlı olur.

Uzun lafın kısası, tıpkı diğer hizmet şirketleri gibi hizmet ağırlıklı gelirleri olan Ö/AKK şirketlerinin de ayrıca dikkatli olması gerekiyor.

Peki bu durumdan etkilenmeyen kim olabilir? Yada kolay bir çıkış yolu var mıdır?

  • Hizmete ek olarak ürün geliştirme çalışmaları olan ve şu yada bu şekilde ürün gelirleri de bulunan Ö/AKK şirketleri bu dengesizlikten o kadar da çok etkilenmeyecektir. Belki Red Hat yada Sun gibi firmaların krize daha umutla bakmasının arkasında bu vardır.
  • Ancak hazırda bir ürünü olmayan hizmet şirketlerinin de - krizde hizmet satamadıkları için - bodoslama biçimde ürün geliştirme projeleri yapması doğru mudur onu da ayrıca tartışmak gerekli. Ne de olsa ürün geliştirmenin önemli maliyetleri var.
  • Yine önemli bir diğer olgu da temelde ürün şirketi olan şirketlerin girdilerini artırmak için hizmet alanlarına da geçici girişler yapması ve bu alanda geçici oldukları için sektörün alıştığından düşük maliyetler sunmaları. Bu maliyetler alıcılar için çekici olacaktır. Aslında sürdürülebilir maliyetler olmadıkları bellidir ama kriz döneminde bir iki kez ucuz etin yahnisi yense, yavan da olsa karın doyuracağı için alıcılar bunlara yönelebilir. Bu yaklaşım sektörde oturmuş hizmet firmaları için yıkıcı olmaz ama krizin etkilerini derinleştirir ve kriz sonrası toparlanma süresini uzatır.



Tags: Özgür Yazılım  Genel   ,  Comments: 1 ( Add your comment )
Çok hoş bir programlama röportajı 15 November 08, Saturday @ 16:26

Geçenlerde kazara ulaştığım bir blog girdisi çok hoşuma gitti. Ben de paylaşmak istedim. Stiff blogunda, Ekim 2006'da aklına gelen bir kaç soruyu önemli gördüğü programcılara yolladığında aldığı yanıtları aktarıyor. Bu insanlar kimler mi? Aralarında Linus Torvalds'dan James Gosling'e, Guido Van Rossum'dan Bjarne Stroustrup'a çok ünlü isimler var.

Programlamayı nasıl öğrendiklerinden, boş zamanlarında ne yaptıklarına kadar değişik bir yelpazede ilgi çekici sorulara bazen şaşırtıcı yanıtlar alıyorsunuz. Kesinlikle okumaya değer.



Tags: Genel   ,  Comments: 4 ( Add your comment )
Kriz, Ö/AKK ve Edevlet 14 November 08, Friday @ 02:05

Bir süredir sevgili Görkem'in ufak tefek notlarını Facebook üzerinden takip ediyorum. Sadece ben değil, Erkan Tekman gibi özgür yazılım camiamızda tanıdığımız isimler de takip ediyor, altına notlar düşüyor.

Bu hafta içinde Görkem, krizin Ö/AKK üzerindeki etkisini irdeleyen, biraz da kötümser bir kaç not düştü. Ben de okuduktan sonra gecikmeli de olsa bir yorum yapmak istedim. El değmişken, yorumumu buraya da kopyalayıp yapıştırasım geldi.

Ö/AKK nın bir yerde fırsat yaratması için Ö/AKK nın farklı yapısından kaynaklanan bir katma değer yaratması gerekli. Kriz ortamında salt Ö/AKK yazılım alt yapıları kullanmaya geçiş özellikle görülür bir maliyet avantajı yaratmayacaktır. Çünkü normal şartlarda sahipli yazılımlardaki güncelleme, yeni sürüm alma gibi lisans maliyeti oluşturan kararlar erteleneceği için Ö/AKK geçişi yapmayan bir rakiple görülür bir maliyet farkı oluşmayacak.

O halde Ö/AKK'yı düz bir maliyet indirici olarak görmemek gerekli. Ö/AKK'nın daha gelişmiş etkilerinden yararlanmayı becerebilen kişiler buradan fırsat çıkartabilir.

Ancak bu da genelde kişinin veya kuruluşun kendi iş yapış biçimi tarafından kısıtlanıyor. Örneğin çoğu kez önerilen kar paylaşımı modeli ile çalışmak, Ö/AKK için çok uygun bir iş ortaklığı modelidir. Bir yerde bir Ö/AKK ürünü üreten, diğer yerde onun üzerinden iş yapan iki ticari varlık kar paylaşımı üzerinden sinerji yaratabilir. Ö/AKK bu sinerjinin olmasını kolaylaştıracaktır. Bununla birlikte, varlıklardan birisi yapısı ve işleyişi gereği kar paylaşımı yapamıyorsa, o zaman iş ortaklığı böyle kurgulanamaz.

Edevlet girişimlerinde Ö/AKK'yı kullanarak yaratıcı, yenilikçi iş modelleri kurmak çok zor. Çünkü tanım gereği devlet, statükocudur. Yukarıdaki gibi modeller kurmakta, işletmekte zorlanır.

İki ifadeyi alt alt koyunca, edevlet ve kamuyu hedefleyerek krizde Ö/AKK ile fırsat yaratalım demek o kadar da kolay değil diyorum.



Tags: Özgür Yazılım  Genel   ,  Comments: 0 ( Add your comment )
En son site kapatma olayı.. 24 October 08, Friday @ 19:14

http://www.blogger.com/

Deneyin ve göremeyin.



Tags: Genel   ,  Comments: 3 ( Add your comment )
Previous Page  - 1 / 12Next Page