Formel ziyaretin ikinci gününde sabah erkenden trene binerek İsviçre'nin Fransızca konuşulan bir kantonu olan Valais kantonuna gittik. Yol boyunca kantonun ne kadar renkli ve güzel bir yer olduğu, son derece turistik bir yer olduğu aktarıldı. Ancak gideceğimiz yer kantonun teknokenti olan Techno Ark idi.
Gerçekten de Alplerin içinden geçen ve 57 kilometre ile dünyanın en üzün kara tüneli olan Lötschberg Tüneli'ni 15 dakikada geçtikten sonra yağmur yağışından güneşli bir Akdeniz iklimine geçmiştik. Yine hiç beklemeden tur otobüsüne doluştuk ve yola koyulduk. Minik şarap bağları ve çok sayıda turistik lokantanın arasında kıvrılan yolda tur otobüsümüz bizi birden Techno Ark'a ulaştırdı.
Techno Ark, 1989 yılında 4.6 milyon İsviçre Frangı (yani yaklaşık 5 milyon YTL) sermaye ile 10 şirket tarafından kurulmuş. O sırada bu 10 şirketin tek derdi biri birlerine yakın olacakları bir alan imiş. Herhangi bir vergi muafiyeti türü avantajları olmadan - ki şu anda da yok - sadece yakın olmanın avantajları için birleşmişler. İlk bina 2050 metre kare kapalı alana sahipmiş. Bu sırada medya şirketleri ve grafik tasarım firmaları ağırlıklı bir yapı söz konusuymuş. 2004 yılına gelince 30 civarı şirkete ve 300 kişiye ulaşmışlar. Bu arada Techno Ark içinde bir Uygulamalı Bilimler Okulu (Alman modeli ile sanırım bir Fachhochschule oluyor ama Fransız sistemindeki adını ezberden söyleyemedim.) açılmış. Bu okulun amacı da şirketlere destek olmak imiş.
Yani anlayacağınız Techno Ark'ın kuruluş öyküsü ülkemizdeki teknokentlerin kuruluş öyküsünün tam tersi. Bizde üniversitelerin ev sahipliği ile vergi muafiyeti gibi avantajlar ile çekilen ve yine üniversitelerin zorlaması ile ar-ge'ye yönlendirilen firmalar varken orada bir arada olmanın teknik ve ticari avantajlarını görerek bir araya gelen ve kendiliğinden ortaklaşa ar-ge yapan firmalara destek olmak için kurulan lisans ve yüksek lisans dereceleri veren bir üniversite söz.
Elbette Techno Ark'da yürütülen projelerin yapısı ve buradaki firmaların işleyişi de çok farklı. İnkübatörlerinin işleyişi de çok farklı. Öncelikle buradaki şirketlerin bir ar-ge ürünü oluşturma zorunluluğu yok. Sadece servis veren şirketler de kabul ediliyor. Önemli olan var olan şirketler ile sinerji yaratacak olması. Böylece biri biri ile ağır rekabet halinde olan ve içine kapanmış geleneksel soğuk savaş dönemi ar-ge firmaları yerine, daha çok iş birliği yapmaya çalışan firmalar ortaya çıkıyor. Firmaların bir kısmının diğer firmaların ar-ge projeleri ile kesinlikle rekabet etmiyor olması oldukça ilgi çekici bir durum. Aslında aynı zamanda çok mantıklı da. Neden derseniz. örneğin kablosuz ağ güvenliği için protokol seviyesi bir şeyler çalışan bir firmanın web sitesi yapma becerisi sıfıra yakındır. Web sitesi yapmak ise ar-ge değildir. Bizdeki teknokentlerde bu iki firmanın yan yana yerleşmesi mümkün değil. Ama Techno Ark gibi yapılanmış bir yerde mümkün. Bunun ar-geye katkısı tartışılır ama firmaların ticari başarısına katkısı iyi olacaktır. E sonuçta teknokent şirketleri de ar-geyi ar-ge yapmak için yapmıyorlar, ticari başarı için yapıyorlar.
Techno Ark'daki inkübatörü gezdiğimiz zaman ise firmaların yaptığı işler teknik olarak küçük ama pazarlama olanağı yüksek işler olarak gözümüze çarptı. Buradan anladığımız şey şu olmalı: oradaki şirketlerin fayda bölü maliyet oranı daha yüksek, karlılıkları daha yüksek. Ama aynı zamanda oradaki şirketlerin çok kocaman şirketlere dönüşme şansları da daha düşük olabilir.
Kısacası Techno Ark şirketleri oldukça farklı bir odağa dönük çalışıyorlar. Bu nedenle tüm organizasyon yapıları da farklılaşmış. Bununla birlikte bize göre çok daha iyi bir işe odaklılık da göze çarpıyor.
Elbette bu gezi sonrasında da uzun tartışmalarımız, görüşmelerimiz oldu. Ama şimdilik izlenimlerimi yazmaya son versem okunaklılık açısından iyi olacak. Son olarak, ODTÜ Teknokent'in bu tür gezileri düzenlemesinin çok yararlı olduğunu düşünüyorum. Devamının da gelmesini bekliyorum.
Tags: Genel Portakal Teknoloji