Gerçekten gördüm, üstelik bir sürüsünü birden. Geçtiğimiz hafta ODTÜ Teknokent'in ortağı olduğu NICE adındaki bir küme (İng. cluster) projesi kapsamında ODTÜ Teknokent'den 3 firma bir kaç günlüğüne İsviçre'deki bir toplantıda yer aldılar. Bir firma da Portakal Teknoloji idi.
3-6 Eylül günlerinde süren gezide esas toplantılar 4-5 Eylül günlerinde idi ama biz 3'ü ve 6'sında da insanlar ile temaslar kurmak ve iş konuşmak için fırsat kolladık. Ayın 3'ünde bir çok ülkeden gelen kişilerin uçak saatlerinden dolayı ancak toplu bir akşam yemeği yendi ama o sırada da oldukça iyi görüşmeler yapabildik. Örneğin ben yemekte Tampere Üniversitesi'nde doktorasını yeni bitirmiş ve sıkı bir özgür yazılım taraftarı olan bir arkadaş ile özgür yazılım ve açık innovasyon (İng. open source / open innovation) kavramları arasındaki ilişkiler ve ilişkisizlikler üzerine sohbet ettik. Ayak üstü Finlandiya'nın özgür yazılım konusundaki yaklaşımlarını da tartışma fırsatımız oldu.
Ertesi gün tam planlandığı gibi sabah 8 buçukta oturumlarımız başladı. Bizdeki çoğu toplantının ilk günü sabahı uzun bir çay kahve ve kuru pasta ikramı ile geçer. Öyle ki insanlar kahvatı yapmadan gelirler. Bu toplantıdan önce ise sabah 7'de indiğim kahvaltı salonunu oldukça dolu bulduğumu itiraf etmem gerekli. Toplantıya dönersek, öncelikle Andreas Rickenbacher bizim misafir olduğumuz Bern kantonundaki (kanton bizdeki illere denk düşen boyda bir şey) bilişim sektöründen bahsetti. Yaklaşık 20 bin kişinin bu sektörde çalıştığını anlattı. Bu sayı Zürih gibi diğer daha yüksek nüfuslu yerlerden yüksekmiş. Bu nedenle Bern'in bilişim sektörü için odak noktası oluşturduğunu söyledi. Bununla birlikte, bu bölgedeki şirketlerin ağırlıklı olarak KOBİ olduğunu ve kayda değer bir ihracatın gerçekleşmediğini, bu nedenle rekabet etmek adına kümelenmeye özellikle önem verdiklerini aktardı.
Daha sonra Dieter Rehfeld küreselleşmenin etkilerini acı verici biçimde hissettiklerini aktardı. İsviçre gibi zengin bir ülke bile küreselleşmeden tedirgin oluyorsa, o zaman bizim halimizi düşünün derim. Bu durumda strateji olarak kalifikasyonlarını artırmayı ve bölgelerinin güçlü yönlerini ortaya çıkartan, ağ etkilerini kullanan bir rekabet yaklaşımını benimsemişler. Bern kantonunda kümeleri küreselleşmenin maliyet indirimi ve standartlaşma ile gelen baskılarına karşı küresel bir düğüm (İng. node) olarak görüyorlarmış. Bu düğümlerin yüz yüze bağlantıların korunması, bilginin dağılımı, sosyal sermaye, gibi avantajlar sağlaması nedeni ile önemli olduğunu ve teşvik edilmesi gerektiğini savunuyorlarmış. Rehfeld ayrıca kümeleri sadece bir ekonomik araç olarak değil tabandan tavana yönetim için de bir araç olarak gördüklerini aktardı. Yönetişim (İng. governance) kelimesinin suyunun çıkartıldığı bir devirde bu ilgi çekici bir saptamaydı ama içinin ne kadar doldurulduğunu görmek için orada yaşamak gerekli derim.
Rehfeld'in son ve önemli bir yorumu Avrupa'da kümelerin faaliyete geçirilmesi ve yönetilmesi yönünde iyi pratiklerin bulunduğu ancak bunların kayda geçirilmesi ve yaygınlaştırılmasında eksikler olduğu yönündeydi. Ancak buna bir dip not da koydu. Başarısız küme yönetimi örneklerinin de incelenmesi gerektiğini söyledi.
Bence de başarılı kümelerin nasıl organize olduğunu ve bunun başarısız kümeler ile olan farklarını tespit etmek son derece önemli. Rehfeld'in de vurguladığı gibi Avrupa'nın (ve Avrupa ülkelerinin) rekabetçiliği tek firma değil bir küme üzerinden tanımlayabilmesi, ayrıca karşılaştırılabilir istatistiki bilginin toplanması, ağ kurulması ve öğrenmenin desteklenmesi, kilitlenme ve bilgi tüccarlığının engellenmesi, iyi pratiklerin yaygınlaştırma konusunda yapması gerekenler var. Yoksa kontrolden çıkmış olduğu artık kabul edilen küreselleşme yerel ekonomilerin büyük çoğunu öldürecek, öldürmediklerini de süründürecek kapasiteye sahip. ODTÜ Teknokent'in de partneri olduğu NICE projesi gibi projelerin bu konuda yararı yadsınamaz. Tabii anlayabilene.
Daha sonra NICE projesinin yöneticisi Judith Terstriep, projeden öğrendiklerini anlattı. Benim özellikle ilgimi çeken bir şey projede edinilen deneyimlerin doğrulanması yönünde bir karne (İng. scorecard) uygulamasının denenmesi oldu. Bu uygulamanın prototip olarak denendiği Çek Cumhuriyeti'nin Ostrava kentinden David Pawera, 2005 yılınca IT kümesini kurmaya çalışırken bir çok firmanın çok benzer olmasından dolayı rekabetçilik sorunu ortaya çıktığını ara bulucu olarak Üniversite'den Fakülte Dekanı'nı araya soktuklarını anlattı. Ancak 3 yıl süren çalışmalar ve NICE projesinin de katkıları ile kümenin pazarlamada araç olarak kullanılması sağlanmış. Ayrıca ortak ticari projeler ve hibeler için çalışma yapılmış. Ostrava'daki önemli bazı kamu projelerinin tek bir şirkete ihale edilmesi yerine konsorsiyumlara verilerek KOBİ'lerin deneyim kazanması hedeflenmiş. Projeler başarılı oldukça küme de güçlenmiş.
Finlandiya'dan gelen ve Tampere bölgesindeki küme yönetiminden olan Karen Thorbun (kendisi aslında İskoç) kendi deneyimlerinin 1995 yılından bu yana formel biçimde devlet destekleri ile yürüdüğünü, önce 5 sonra da 8'er yıllık planlar çerçevesinde hareket ettiklerini anlattı. Finlandiya'nın bu konularda organize olduğunu biliyordum ama bu kadarını da beklemiyordum.
Bu konuşmalardan sonra Cambridge Üniversitesi teknoparkından gelen ve kendisi de bir kaç defa şirketler kurup büyütmüş bir girişimci olan Dr. Peter Hiscocks, davetli konuşmacı olarak söz aldı. Bilişim KOBİ'leri de dahil olmak üzere yüksek teknoloji girişimlerinin başarısızlığındaki en önemli sebepleri müşteriyi ve pazarı anlamadan işe başlamak, rekabeti yok saymak, finans yönetiminde hatalar yapmak, sermaye yetersizliği olarak sıraladı. Aslında bu konuda yıllardır araştırmalar yapıyorlarmış. En son olarak sonuna geldikleri ACHIEVE adlı bir projede Avrupa'nın değişik yerlerinden KOBİ'lere finansal kaynaklara ulaşmak ve o kendi finanslarını yönetmek konusunda yardımcı olmuşlar. Şimdi de ACHIEVE MORE adlı bir proje ile daha ileri adımlar atmak istiyorlarmış.
Dr. Hiscocks'un önemli bir saptaması da şirket kuran akademisyenler üzerine oldu. Cambridge Üniversitesi'nde bu konuyla sık sık karşılaştıklarını ve başarılı olamayan akademisyen şirketleri ile başarılı olanları çok kesin biçimde ayıran bir ölçüt bulduklarını aktardı. Eğer bir hocamız şirket kurarsa, ya şirketini yönetmek için akademik kariyerini terk edecek yada şirketi yönetmek için profesyonel yönetici bulacakmış. Aksi takdirde başarılı olması çok zormuş.
Bundan sonra, tek tek NICE partnerleri kendi edindikleri deneyimleri aktardılar. Bu kısım biraz esprili geçti çünkü elde edilen deneyimler ortak olduğu için bir cümle başladığında izleyiciler arasında gülüşmeler olması için cümlenin bitmesine gerek olmuyordu. Ancak saptamalar önemliydi. Özellikle küme için küme değil, iş yapmak için küme saptaması sürekli vurgulandı.
Bu arada önemli bir şey daha dikkat çekici idi. Hemen tüm konuşmacılar özgür yazılımdan ve bunun kümeler için olan öneminden bahsediyorlardı. Çok zaman geçmeden bunun nedeni anlaşıldı. 3 yıl süren proje boyunca, Finlandiya'daki özgür yazılım aktivistlerinden birisi olan ve oradaki derneklerde de çok tanınan Timo - ki kendisi de bir özgür yazılım temelli iş modelini takip ediyor - herkese sürekli olarak özgür yazılım propagandası yapmış. Tampere Üniversitesi'nin de bu konudaki vurguları yavaş yavaş insanların dikkatini çekmiş.
Bu arada Timo'nun ekibi de özgür yazılım bir insan kaynakları ürünü çıkartmaya çalışıyormuş. Biz de PYIK Online üzerinden benzeri bir şey peşinde koşturuyoruz ya - deneyimleri paylaşmak için söz kestik.
Bir sürü irili ufaklı görüşmeden sonra oldukça geç saate kadar süren bir yemek ile günü kapattık. İkinci gün bir Teknopark gezdik ve bu geziyi ayrı bir yazı ile aktarmak istiyorum.
Tags: Genel Portakal Teknoloji