Evvelsi gece tam inemeyen ama dün sabah saatlerinde indirmeyi bitirdiğim Bleach‘in 125. bölümünde Kurosaki Ichigo içindeki şeytanı ile savaşmaya ve onu yenmeye çabalamaya devam ediyor.

Bu sırada (124. bölümde olduğu gibi) kendi iç dünyasında gündüz düşlerine de devam ederken yaşayan en savaşçı Shinigami olan Zaraki ile de bir rüyası oluyor.

Bu rüyadaki bir replik dün sürekli aklıma takılıp durdu. Zaraki, Ichigo’nun da tıpkı kendisi gibi savaşmak için doğduğunu iddia ediyor ve şunu diyor: “İnsan güç kazanmak için mi savaşır? Yoksa savaşmak için mi güç kazanır? Bunu söyleyemem.”
Evet bu gerçekten zor bir soru. Japon felsefi düşüncesi zaten biz batı düşüncesi ile yetiştirilenlere çok karmaşık geliyor. Yoksa uzak doğulu bir düşünür bir kanjiye bakarak fikir yürütebilir:

Ben kendi çapımda ne düşünüyorum?
- Bana sorarsanız, güç için savaşmak kendi içinde çelişen bir durum. Çünkü gücü elde edince ne yapacağınız sorusu ile karşılaşıyorsunuz? Gücü elde edince ister kendi keyfiyetiniz, ister insanlığın iyiliği için kullanın, bu önemli bir direnç görecektir ve bu da bir diğer mücadeleye, bir diğer savaşa neden olacaktır. Yani güç, savaşı kaçınılmaz kılar. Hadi diyelim ki tüm savaşları kazandınız ve amaçlarınız gerçekleştirdiniz. Bu durumda o gücün elinizde durması doğru mudur? O güç sizi baştan çıkartmaz mı? Yani güç kazanmak için savaşmak kendi içinde çelişiyor.
- Savaşmak için güç kazanmak ise, ilk bakışta biraz daha insansı bir düşünce. Çünkü bir mücadelenin içinde yer alında kazanmak için kendinizi daha gelişmiş daha baskın bir konumda görme arzunuz uyanıyor. Ayrıca hem bireyler hem de örgütler, bazı yüksek idealler için çalıştıklarını düşünmeleri durumunda amaçlarına daha kolay ulaşıyorlar. Bu açıdan bakınca güç kazanmak da bu türden bir çalışma gibi görülebilir mi? Aslında bu da kendi içinde sakıncalar içeren bir düşünce. Çünkü kişinin kendince yüksek idealler taşıması, yüksek ideallerin gerçekleştirilmesi için ya da o yolda kural tanımaz araçlara ve yöntemlere başvurma hakkını getirmez.
Peki ben ne düşünüyorum? Ancak ve ancak kendinizi gerçekten kendiniz ve çevreniz için pozitif, yapıcı bazı idealler için çalışır halde tutabilirseniz, o zaman savaşmak da negatif, yıkıcı olay ve süreçleri engellemek haline gelebiliyor. Bu arada bu şekildeki bir çalışma içinde iseniz o zaman savaşmak için güç kazanmak mubah hale gelebilir. Tabii bu arada da iki konuya dikkat etmek gerekli.
- Birincisi, arada bir durup kendinize dışarıdan bakmanız gerekiyor. Acaba hala o ilk yola çıktığınız idealleriniz için mi yürüyorsunuz? Yoksa bir noktada yoldan çıkmış mısınız? Yada acaba o yolu yürümenize gerek var mı? Belki de başka birileri siz yürürken, hedefinizi gerçekleştirmiştir bile.
- İkincisi, ideallerinize doğru yürürken zaman zaman hayatın acı gerçekleri ile de yüzleşmeniz gerekli. Bu da daha farklı türde bir güç gerektiriyor sanırım.
Bu arada, özellikle hayatın gerçekleri konusuna girecekseniz, İclal Aydın‘ın Vatan’daki kısa bir yazısı da bu düşünce içinde okunası bir yazı.
Konuya dönersek, savaşma arzusu ve güç arzusu arasındaki ilişki “tavuk mu yumurtadan yumurta mı tavuktan” hikayesine dönüyor. Ben kendim, kendi çapımda ideallerim (örneğin insanların kardeşçe yaşadığı, herkesin emeğine saygı gösterilen, anlamsız hırsların olmadığı bir çalışma ortamını kurmak) için belli bir süredir çalışırken gerekli gördüğüm yerlerde güç kazandım. Ama bu gücü kazanırken bir yandan da bu gücü kazanmak için savaşmam gerekti. Yani benim deneyimim daha çok ikinci seçenek üzerine olmuş. Geriye dönüp bakınca güç kazanmak için savaştığımı hatırlamıyorum.
Tags: Anime Genel